Kaydet1 Sükun'ül LeyL - Blogcu



« Önceki |

12/6/2009

Sema Kapıları Açıldı

Hz.Ömer'in oğlu (ALLAH ondan razı olsun) anlatıyor;



Biz bir gün Resulullahh'la aleyhisselam birlikte namaz
kılıyorduk.Halktan biri
;
"Allah'u ekber kebira, velhamdü lillahi kesira, sübhanALLAHi bükreten ve esila"Yani " Allah büyüklerin en büyüğüdür Allah'a olan hamdimiz çoktur Sabah akşam her an tesbihimiz Allah'adır. Resulullah aleyhisselam; "Bu sözleri söyleyen kimdir?" "Ben ey Alllah'ın Resulü dedi Resulullah aleyhisselam; " Bunlar çok hoşuma gitti Biliyormusunuz, onlar için sema kapıları açıldı buyurduİ bni Ömer devamla; " Bunu söylediğinden beri o zikri okumayı hiç terk etmedim dedi


(Tirmizi: Daavat)





inşaALLAH fırsat buldukça buradan devamlı okuyalım....




"Allah'u ekber kebira, velhamdü lillahi kesira, sübhanALLAHi bükreten ve esila"

Allah büyüklerin en büyüğüdür Allah'a olan hamdimiz çoktur Sabah akşam her an tesbihimiz Allah'adır

12/6/2009

Gözyaşlarının Sel Olduğu An (küçük hafız kız)


  • ilkokulu bitirip kursa gelmi$ti. ailesi kendi istegiyle geldigini
    söylemi$ti. kayit için adini sordugumda, hiç de çekinmeyen bir tavirla fatma
    dedi ; ve ekledi: eger hafizlik yaptirmazsaniz kaydolmak istemiyorum.
    böyle tehdit edercesine konusmasi onu ya$indan daha olgun gösteriyordu.
    tebessümle: korkmayin küçük hanim, siz isteyin, hafiz da yapariz, hoca da


    o küçük gözlerinin içi parildadi birden. annesi, hoca hanim kusuruna bakma
    hele sen, ille de hafiz olacagim der de, baksa bir $ey demez. bizim köyün
    hocasindan duymu$. peygamberimiz sav, hafiz olanlara cennette taç
    giydirilecekmis demi$ herhalde. siz daha iyi bilirsiniz ya, köylü kafasi,
    biz de bu kadar duyduk anladik. bu da çocuk iste.

    tabi teyze ne demek, ke$ke herkes sizin gibi duyduklarindan etkilense de
    teslim olsa. siz hiç merak etmeyin, kiziniz önce a sonra, sonra bize
    emanet. kadincagiz elime yapi$ti öpecekken geri çektim, utandim. tuttum, ben
    onun elini öptüm. gözleri ya$ardi. hoca hanim bu eller, gözler hep günahli,
    asil sizinkiler öpülmeye layik.estagfirullah teyze dedim, o ahirette belli
    olur. bu konu$madan sonra kaydigini yaptigimda fatmanin erzurumlu oldugunu
    ögrendim. bir an dü$ündüm, küçük, nasil kalacak bu kadar buralarda

    zaman ilerledikçe fatmanin edepli tavirlari daha da çok etkiledi beni.
    azimliydi. geceleri uykusunun arasinda ayetleri sayiklari görüyordum çogu
    kez. böyle devam ederken, arada bir bana gelip soru soruyordu. bir gün
    hocam, hafiz olmak için kuran-i bitirmek mi lazim diye sordu. ben de, tabii
    ki, hepsini ezberleyeceksin ki hafiz adini alacaksin. bu cevabima çok
    üzülmü$ gibiydi. bir $ey demek istiyordu sanki. te$ekkür etti ve döndü
    arkasina gitti. derslerim arasinda onlara sürekli kuran ezberlemekle isin
    bitmeyecegini, mutlaka içindekiler uygulamak gerektigini hatirlatiyordum.
    talebelerden biri, hocam dedi, fatmanin annesi ona abdestli olmayanin
    hafizlara dokunamayacagini söylemi$, dogru mu? diye sordu. çok ilginç
    dogrusu. ma$a dedim osmanli zamaninda atalarimiz kuran-a ve hafiza
    kiymet verdiklerinden öyle yaparmi$ dedim. çok ho$larina gitmi$ti bu i$.
    hepsi adeta kendilerini ula$ilmasi zor, kasa içindeki altin gibi
    görüyorlardi. görsünlerdedim içimden, bu yasta buralara gelmi$ler. in
    kelamini ezberliyorlar, onlara fazla görmem bunu

    bu arada fatma ara sira rahatsizlaniyor ve revirde yatiyordu. zaman geçtikçe
    fatma nin morali ve sagligi daha da çok bozuluyordu. bir gün dersini iki kez
    aksatinca sordum ne oldu yoksa, anneni mi özledin?hayir dedi.neden moralin
    bozuk? çok fazlada hasta oluyorsun dedim.yanli$ anlamayin, inanin ki annemi
    özleyip de gitmek istedigim yok. burayi çok seviyorum. imdan çok
    korkuyorum. buralari terk edersem bana ahrette hesabini sormaz mi? bir $ey
    diyemedim. suçlu gibi hissettim kendimi.

    o küçük kalpte bu ne imandi ya rabbi!..

    onu hayranlikla izliyordum. bir gün çok rahatsizlandi. doktora götürmek
    zorunda kaldik. bir çok tahlillerden sonra arkada$im olan doktor hanim, hoca
    hanim derhal bu talebeyi ailesinin yanina gönder dedi. $a$kinlikla neden
    diye sordum. bana, belki üzülecek, hatta inanmayacaksin, fakat bu talebe
    kanser dedi.

    adeta ba$imdan a$agi kaynar sular dökülmü$tü. sanki her tarafimi $efkat
    sarmi$ti. hasta haneden ayrilirken fatma ya hiç bir $ey diyemedim. oysa
    anlami$ gibi bana sorular sorup dikkatimi dagitmaya çali$iyordu. kulagima
    egilerek hocam dedi, azrail insanlarin canini alirken nasildir?
    aglamamak için kendimi zor tuttum, güzel bir surettedir, mümin kullara
    dedim. sevindi, sanki mirildandi: belki hafiz olamam, ama elhamdulillah
    müminim dedi

    simdi anlami$tim, bana önceden sormu$ oldugu soruyu. demek ki hastaligini
    biliyordu hafiz olmak için kur an-i bitirmesi gerektigini söyledigimde,
    neden üzüldügünü simdi anlami$tim. birkaç gün sonra e$yalarini hazirlamaya
    ba$ladik. çünkü dayanilmaz acilar içinde oldugunu görüyorduk. evine gitmesi
    gerekiyordu. ailesi geldi. fatma yanima gelerek bana kizmadiniz degil mi?
    eger söyleseydim belki kursa almazdiniz.ne demek? nasil kizarim sana? dedim.
    hem sonra sakin üzülme hafizligimi bitiremedim diye. bu yola girdin ya,
    rabbim seni hafizlar zümresinden yazmi$tir insa. öyle sevindi ki,
    sarildi boynuma: gerçekten ben simdi hafiz sayilirmiyim? anne bak, duydun
    degil mi?;

    Ya Rabbi bu ne a$kti!..

    rabbimin hikmeti tecelli etse de iyi olsaydi su fatma, ne güzel bir kul
    olurdu. böylece fatmayi gözya$lari ile erzuruma ugurladik. çok geçmedi. bir
    iki hafta sonra ailesi agirla$ti haberini verdi. bu bir iki hafta içinde
    ondan iki mektup almi$tim. bana hep hafizlik tacini merak ettigini.
    rüyalarina bile girdigini yaziyordu.

    bir gün sabah namazindan sonra telefon çaldi. fatma nin annesiydi kar$imdaki
    ses. aglamakli bir sesle, hoca hanim fatmayi ugurladik. rica etsem bir hatim
    okurmusunuz? deyince ben de dayanamadim aglamaya ba$ladim. annesi beni
    teselli edercesine telefonu kapatmadan, size ölmeden önce sunu söylememi
    istedi dedi hiçkirarak:

    annecigim hocama söyle, azrail söylediginden de güzelmi$.

    -Ey Rabbim; senin kelamin için yanip tutu$an, yoluna yapi$ip kelamina
    simsIki sarilan kulunu, sen son nefesinde yalniz birakir misin hiç?

    alıntıdır
  • 12/6/2009

    Cehennem Konuşuyor...



    Hep o günün hayali var bende...

    Ateşimin kor olduğu o günün ,

    Özlemini bağrıma sapladığım o günün

    Asırlardır...

    Kinimi hep gömdüm içime ,

    Dur dedi yaradan...!!!

    Durdum sabrettim , öylece...

    Ama bir gün , gün elbet benim için yaratılacak

    Terazinin eksilerini ben tartacağım .

    Sur’a üflediğinde İsrafil...

    İşte ben o an doğacağım .

    O gün ...

    İsa’nın meryem’den kaçtığı gündür.

    Züleyha’nın Yusuf’unu unuttuğu ,

    İbrahim’in İsmail’i sormadığı gündür,

    İşte o gün hesap günüdür.

    Defterlerin açıldığı

    Hakkı olanın hakkını aldığı gündür

    O gün nebilerin bile kendini düşündüğü gündür

    Yakup’un Yusuf’a değil de kendine ağladığı gündür

    İşte ben ...

    Krize girmiş bir hasta gibi olacağım ,

    Kaldırıp alevden kanatlarımı ,

    Sıratın altından çırpacağım

    Etrafımda yetmiş bin melek

    Hepsinin elinde urganlar,

    Beni tutmaya çalışacaklar .

    Artık...

    Durmak vakti değil diye haykıracağım .

    Alevlerim terletmeye başlayacak firavunları ,

    Tam yakmak üzereyken nemrutları ,

    Biri dikilecek karşıma...

    Hani işkembe koymuştunuz üstüne

    Taifli çocuklara taşlatmıştınız ,

    Hani hep kovmuştunuz kapınızdan,

    Sürmüştünüz yurdundan , yuvasından

    Hani hep alay etmiştiniz

    O beni anlatınca gülüp geçmiştiniz,

    Hani hep gül kokardı teni

    Hani hiç kızmazdı size,

    İşte O nur yüzlü sevgili dikilecek karşıma

    Karşımda durana kurban olayım...

    Dur dedi sağ elini kaldırıp havaya

    Daha zaman var ! bekle!

    Şimdi hesap vaktidir .

    Daha ümmetim için şefaat vaktidir .

    Sen ne diledin de olmadı ki ya resul...

    Sen diledikten sonra beklerim elbet

    Baksana...

    Herkes düşmüşken kendi nefsine ,

    Bir tek sensin ümmetinin derdinde

    Elbet...

    Elbet beklerim...

    Beklemek kısa sürmez görülür hesaplar

    Şimdi lavlarımda namaz kılar nemrudlar

    Bak...çoktan kömür oldu Ebu lehebin kolu

    Bu ona yetmez yeniden yaratılır tüm uzvu

    Ebrehe fillerin hesabında

    Zalimler hep kan irin kusuyor.

    Sen Ayşe oğlu Mustafa , değilmisin?

    Çek yediğin , yetim hakkının cezasını ,

    Oysa...

    Hiç düşünmüyordun dimi benim olacağımı

    Size hakkı tavsiye edenler vardı ,

    Hatırladınız mı?

    Aman sende deyip geçmiştiniz .

    Oysa ALLAH benimle sizi korkutuyordu kitabında

    Bir gün alıp okumadınız,süslediniz raflarınızda

    Hiç dinlemediniz...uymadınız emirlerine

    Şimdi sıra bende...!!!

    Burda kabul olmaz tövbeler

    Gündüzünüz yok bitti tüm geceler

    Bak MUHAMMED!in gülleri firdevs’in bahçesinde,

    Saadet ırmağında raks ediyorlar.

    Sattılar kısacık hayatlarını ALLAH’a

    Şimdi ebediyyetin bestesini söylüyorlar.

    Sattılar kısacık hayatlarını ALLAH’a

    Şimdi cennet gibi bir fiyatla aşk ediyorlar.

    Sen kulluğunu idrak edememiş ALLAH'ın kulu

    Orda ekemedin burda biçirirmiyim sana mahsulu.

    Bak ....

    Bak şu cennetteki mus’ab bin umeyr’dir

    Hani uhud’da liğme liğme doğradığınız ,

    Bak şu Sümeyye ,hani ateşe atmıştınız

    Şu yiğit Hamza ,kanlı bir mızrakla uhud’a sattığınız

    Şu gördüğün hattabın oğlu Ömer

    Hani secdede zehirli hançerle şehit etmiştiniz

    İşte şunlar ahir zamanın fedaileri

    Gözlerini haramdan gizlerlerdi

    İlimden gelen küfre,

    İlimle cevap veririlerdi

    Baksana MUHAMMED (sav) yanlarında ,

    İsa (as)ile oturmuşlar üzüm yiyorlar orda

    Bak ebu cehil bu oğlun İkrime

    Hatırladın mı?

    Oda Resulun yanında o bin bir lezzette

    Sen benim koynumda...

    Şu dünya geçici , hep sahtedir lezzeti

    Çekeceksin ki bin bir elemi ,

    Sanada haram olacak ALLAH’ın CEHENNEMİ...


    12/6/2009

    Bütün geceyi ibadetle geçirenler


    Geceyi ihya ile meşhur olan kimseler, kırk veya otuz sene yatsı abdestiyle sabah namazını kılanlardır. Tabiun’dan kırk kadar insanın bu şekilde yaptığı rivayet edilmiştir. Bunlara örnek olarak şu zatları zikredebiliriz:

    Medine’den Said b. el-Museyyeb ve Safvan b. Süleym.
    Mekke’den Fudayl b. I’yaz, Vüheyb b. el-Verd el-Mikyân.
    Yemen’den Tâvus ve Vehb b. Münebbih.
    Kufe’den Rebî’ b. Heysem, Hakem b. Uyeyne.
    Şam’dan Ebu Süleyman Dârânî, Ali b. Bekkar.
    İbad’tan Ebu Abdullah el-Havvas, Ebu Asım.
    İran’dan Habîb Ebu Muhammed ve Ebu Cabir es-Selmanî,.
    Basra’dan Malik b. Dinar, Süleyman et-Teymî, Yezid er-Rekkaşî, Habib b. Ebi Sabit, Yahya el-Bikai ve Kahmes b. el-Minhal.

    Kahmes, bir ayda Kuran-ı Kerim’i doksan defa hatmediyor ve anlamadığı ayetleri dönüp tekrar okuyordu.
    Medine’li Ebu Hazim Muhammed b. el-Münkedir de bunlardandır. Bu zatların sayılarını çoğaltmak mümkündür. Bunlar bütün geceyi ibadetle geçirenlerin meşhurlarından bazılarıdır.

    Mürid, isterse gecenin ilk üçte bir kısmında uyur; ortasında kalkar ve son altıda bir kısmında tekrar uyur. Veya gecenin yarısına kadar uyur, üçte bir kısmını ihya eder ve altıda bir kısmında uyur. Rivayet olunduğuna göre bu, gece kıyamının en faziletlisi olup, Allah’ın Nebisi Davud aleyhisselamın da tercihi idi. Bu konuda iki rivayet vardır. Kul isterse, her iki durumda önce gece ibadetini yapar, vitir namazını sahur vaktine bırakır.

    Gecenin yarısında kalkarsa; uykusunu, gecenin ilk ve son kısmına taksim eder. Gecenin üçte birinde kalkarsa; son altıda birinde uyur. Gecenin ilk kısmında ibadete kalkmayı ve uykusu gelinceye kadar devam etmeyi tercih ederse; uykusu geldiğinde uyur. Sonra ne zaman uyanırsa kalkar, ibadet eder; tekrar uykusu bastırdığında yine yatar. Sonra gecenin son kısmında tekrar kalkar. Böylece o kimsenin bir çok defa kalkması ve uyuması söz konusu olur. Bu aslında bir bakıma gece ile yarışmaktır ve amellerin en zor olanlarından olup, Yüce Allah ile huzur hâline ulaşan, kalbi uyanık, ibret ve zikir ehli salihlerin yoludur. Hz. Rasulullah’ın (s.a.v) ahlakı bu idi. Enes b. Malik şöyle demiştir:

    “Geceleri Rasulullah’ı (s.a.v) uyurken görmek istersen, görebilirdin. Kendisini gece ibadete kalkmış olarak görmek istersen yine görebilirdin.”429 Hem uyur ve hem de ibadete kalkardı. Bu aynı zamanda İbn Ömer’in ve gece ibadeti konusunda azim sahibi olan sahabilerin yoludur. Tâbiun’dan bir çok kimse de böyle yapardı.

    Biz gece içerisinde bir çok defa kalkan ve uykuya yatan insanların varlığını görüyoruz. Bunlar için uyku ve kıyam eşit olur. Bu, ancak kalbi daima manevî uyanıklık halinde ve Allah’tan vahiy almakta olan nebiler için mümkündür. Bu yola ancak, bu yolun azığı olan sebeplerin varlığıyla sülûk etmek mümkündür. Çünkü her yol, kendisine uygun bir azık ve bir hazırlıkla kat edilebilir. O halde kim bir yolu kat etmeyi murat ederse, onunla ilgili azığı almalı ve gerekli gayreti göstermelidir. Gece ibadetine kalkmak için kula destek verecek yardımcı sebeplerden bazıları şunlardır:

    Kalbi saran bir düşünce, kalbin kendisiyle sukûn bulduğu bir hüzün veya kalbin kendisiyle diri olduğu manevi bir uyanıklık, melekût alemiyle ilgili tefekkür, az yiyip az içerek mideyi boş bırakmak, gündüz kaylüle uykusuna yatmaktır. Bu arada dünya işleriyle ilgili çalışmalarla vücudunu fazla yormamalıdır. Bunlar gece ibadetine alışıncaya kadar müridin gerçekleştirmek durumunda olduğu riyazet ve tedbirlerdir. Bunları yapınca artık kalbindeki havf ve reca sayesinde uykusundan hemen uyanır ve ibadetini yapar.

    Önceki kitaplarda430 Yüce Allah’ın şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: “Benim gerçek kullarım, gece ibadete kalktıklarında horozun ötmesini beklemezler.”431
    Bunda gece ibadetine ve sahur vaktinden önce kalkmaya, bir de gecenin son kısmında uyumaya bir teşvik vardır. Bunu biz, iki sebepten dolayı müstehab görüyoruz. Birincisi, gecenin son kısmında uyumanın, sabahleyin dinç olmaya vesile olmasıdır. Alimlere göre, sabah vaktinde uyumak iyi değildir. Ancak uyumak durumunda olanlar, sabah namazından sonra uyurlar. İkinci ise, yüzün solgunluğunun ve sararmasının gitmiş olmasıdır. Çünkü, gecenin bir kısmını kaim olarak geçirirse de, gecenin sonunda uyuyan kimsenin yüzünün solgunluğu azalmış, hatta gitmiş olur. Ama bunun aksine gecenin bir kısmında uyusa, sonunu uyanık olarak geçirse, sabah olunca yine uykulu ve yüzü solgun olur. Oysa bu, şöhretin ve gizli şehvetin görünmeyen bir kapısıdır. Ayrıca geceleyin kalktığında ve gecenin sonunda çok su içmemelidir.

    Hz. Aîşe şöyle demiştir: “Rasulullah (s.a.v), gecenin sonunda vitir namazı kıldığında gerekirse ailesinden birinin yanına giderdi. Yoksa namaz kıldığı yerde yatar, Bilal-i Habeşi sabah ezanını okumaya gelinceye kadar orada uyurdu.”

    Yine Hz. Aîşe: “Rasulullah’ı (s.a.v) seher vaktinin özellikle son kısmında daima uyurken buldum” demiştir.

    Diğer bir haberde de şöyle denmektedir: “Nebî (s.a.v), gecenin sonunda vitir namazını kılar, sağ yanı üzerine yatar ve biraz uyurdu. Sonra Bilal-i Habeşi gelir, ezan okur ve beraberce namaza çıkarlardı.”432


    Selef, vitir namazından sonraki bu uykuyu, müstehab görürdü. Hatta onlardan bazısı bunun sünnet olduğunu söylerdi.

    Ebu Hureyre ve Mervan da onlardandır. Gecenin son kısmında ve son üçte bir kısmında uyumak, müşahede ve huzur ehli için bir ziyadelik sebebidir. Çünkü bu, onlara Melekût alemini açar ve Ceberut aleminden ilimler dinlemelerine vesile olur. Amel ve mücahede ehli için ise, bir sekinettir. Bundan dolayı sabah ve ikindi namazlarının ardından namaz kılmak men edilmiştir. Çünkü amel ehli, gece ve gündüz evradını yaparlar, bu vakitlerde ise, istirahat ederler.

    Gecenin son kısmında uyumak, müşahede ve manevi uyanıklık sahibi olanlar için bir ziyadelik vesilesi olurken, sehv ve gaflet ehli için bir noksanlık sebebidir. Çünkü, bu vakitler onların ibadetlerinin sonu olup, istirahata çekilirler. Nitekim, aynı vakitler gaflet ehli ve uykucular için, gaflet ve uyku zamanlarıdır. Bu da, onlar için bir noksanlık sebebidir.

    Gece namazını bir çok rekat olarak kılanlar, aralarını tesbihle ayırmalıdır. Selam verdiğinde yüz defa tesbih getirir ki; bu onun için bir dinlenme ve tekrar namaz kılmaya yardımcı olur. Bu durum, şu ayetin manası içinde yer almaktadır:

    “Gecenin bir bölümünde ve secdelerinin ardında onu tesbih et.”
    433

    Burada “secdenin ardından” maksat, namazın ardından tesbih et, demektir. Bu tefsir, ayeti mensub (üstün) okuyan alimlerin kıratına göredir.

    Eğer daha fazla ibadet etmek istiyorsa, gecenin ilk kısmında olan iki virdini yapar. Bunlardan biri akşamla yatsı arasında, diğeri de insanların yatmasından önceki virdleridir. Bu virdler, bazı alimlere göre, gündüzü oruçla geçirmekten daha faziletlidir. Sonra dördüncü virdi, olan iki fecr arasındaki virdini yapar. Bu ise, gecenin son üçte birinin ilk kısmında yapılır. Beşinci virdini seher vaktinin sonunda, ikinci fecrin doğmasından önce yapar. Bu zaman, özellikle Kur’an okumaya ve istiğfar getirmeye daha uygundur. Özellikle namaz kılmaya alışmış değilse, bu vakitleri kıraat ve istiğfarla ihya eder.

    Nakledilen bir habere göre, Muaz, Ebu Musa’ya: “Gece kıyamını nasıl yapıyorsun” diye sordu. O da: “Geceyi bütünüyle ibadetle geçiriyor ve hiç uyumuyorum, Kur’an kıraatına üstünlük veriyorum.” dedi. Bunun üzerine Muaz: “Fakat ben geceyi hesap ederek yaklaşık eşit bir şekilde uyuyor ve kalkıp ibadet ediyorum” dedi. Bu durum, Rasulullah’a anlatıldı. Efendimiz (s.a.v) Ebu Musa’ya:

    “Muaz, senden daha fakihtir, işin gerçeğini daha iyi kavramıştır.” buyurdu.

    Onlardan bazıları, uyku bastırıncaya kadar uyumazdı. Seleften biri şöyle demiştir: “Bu, benim ilk uykumdur. Eğer bir defa uyanır da tekrar uykuya dönersem Allah beni uyutmasın.”

    Fezâre eş-Şamî’ye ebdalin evsafından soruldu. Onları tanıyan Fezâre şu karşılığı verdi: “Onların yemesi, sadece ihtiyaç halinde, uykuları uykunun galib gelmesi durumunda olur. konuşmaları zaruret miktarıncadır. Susmaları hikmetledir, ilimleri ilahi kudretledir.”

    Bir başkasına da, bize Yüce Allah’tan korkan havf ehlinin sıfatlarını anlat denince, şöyle anlatmıştır: “Onların yemeleri hastanın yemesi, uyumaları ise suda boğulan kimsenin uyuması gibi az idi.”

    Kul, gecenin beşte birini veya altıda birini ayakta ibadetle geçirmeyi terk etmemelidir. Bu da uzunluğu veya kısalığına göre, bir veya iki vird demektir.

    Geceyi, zikirlerden herhangi bir çeşitle ihya eden kimse, gece ehli arasına dahil olur ve onlarla beraber onun da bir nasibi vardır. Kim gecenin bir kısmını veya yarısını ihya ederse; gecenin bütününü ihya etmiş gibi sevap kazanır.

    Geceleyin yirmi rekat namaz kılıp, ardından vitir namazını kılan kimseye Allah, gecenin tümünü ihya etmiş gibi, sevap verir. Rasulullah (s.a.v), gecenin yarısında kalkar, ibadet ederdi. Bazen gecenin üçte birini, bazen da üçte ikisini ibadetle geçirirdi. Gece ibadetiyle ilgili malumat Müzzemmil sûresindeki ilk iki ayette yer almaktadır. Rasulullah (s.a.v), gecenin yarısı ile, altıda birinin yarısını ibadetle geçirirdi. Bazen gecenin dörtte birini, bazen altıda birini ibadetle geçirirdi. Bu da, bahsi geçen sûrenin son iki ayetinde zikredilmektedir.

    Bu dediğimiz, ayeti “nısfıhı”, “sülüsihi” şeklinde kesre ile okuyan kıraata göredir. Ayetteki aynı kelimeleri mensup okuyan kıraata göre ise, gecenin yarısı ile altıda birinin yarısını, bazen da sadece yarısını ibadetle geçirirdi. Gecenin sadece üçte birini ibadetle geçirdiği de olurdu. Biz bunu, ilk ayetin tefsirinde zikrettik.

    Rasulullah’a (s.a.v) gece namazı farz idi. Sûrenin birinci ayetinde yüce Allah, ona gece kalkmayı emretmektedir. Diğerinde ise, onun ne şekilde kalktığını haber vermektedir. Buna göre, haber verdiği şey, onun devam etmekte olduğunu en güzel şeklidir. Yüce Allah, Peygamberine (s.a.v) şu emri vermiştir:

    “Birazı hariç, geceleri kalk namaz kıl. Gecenin yarısını ibadetle geçir. Veya bu miktarı biraz azalt ya da çoğalt.”
    434

    Burada görüldüğü gibi, Yüce Allah: “Gece kalk namaz kıl” buyurmuştur. Sonra bundan az bir kısmını istisna ederek: “azı hariç” buyurmuştur. Peşinden gelen ayette şu açıklamayı getirdi:

    “Duruma göre gecenin yarısında, veya bundan biraz daha azında veya fazlasında ibadet etmen de yeterlidir.”

    Yüce Allah en iyisini bilir, bu ayetin manası şu olsa gerek: İbadetini gecenin altıda birinin veya üçte birinin yarısı kadar azalt” Çünkü, Arapça’da noksan denilince anlaşılan en az miktar, bu ikisi kadardır. Sonra yüce Allah, “veya onu çoğalt” buyurdu. Yani gecenin yarısına ilavede bulun. Burada sanki, altıda birinin yarısını ona geri vermiştir. Çünkü Yüce Allah, diğer ayette onun gecenin üçte ikisinin daha azını kıyam halinde geçirdiğini haber vererek şöyle buyurmuştur:

    “Resulüm, senin gecenin üçte ikisine yakın kısmını, bazen yarısını bazen de üçte birini yatmadan ibadetle geçirdiğini Rabbin bilmektedir.”435


    Bu da, yarısı ve altıda birinin yarısı demek olur. Nitekim Arapça’da noksanlaştırma deyince anlaşılacak en az budur. Sonra: “Allah senin gecenin yarısında ve üçte birinde kalkıp ibadet ettiğini bilmektedir.” buyurdu. Bu haberler, ayetteki ilgili yerleri kesre ile okuyan kıraata daha uygun düşmektedir. Çünkü buna göre, bu miktar gecenin dörtte veya üçte biri demektir. Veya üçte birinden daha az, yani altıda biri veya altıda birinin yarısı demek olur. Bu hususta Hz. Aişe şu rivayette bulunmaktadır: “Rasulullah (s.a.v) sabaha yakın horoz ötüşünü işittiğinde kalkar ibadet yapardı.”436
    Bu Efendimiz’in (s.a.v), sadece seher vaktinde olan ibadetiydi. Bunun da gecenin altıda biri veya bunun yarısı olduğu anlaşılmaktadır. Bunda, gece ibadete kalkanlar için bir genişlik ve ruhsat vardır. Biz diyoruz ki, bu yaklaşık bir ifadedir, sayı ve sınır bildirmez. Şüphesiz en iyisini Allah bilir.

    Bizim tercih ettiğimiz kıraat, nasb (üstün okunan) kıraatıdır. Çünkü bu durumda, gece ibadetinin daha fazla yapılması ve Rasulullah’tan gelen emre uygunluk söz konusudur. Nitekim, bir hadiste şöyle rivayet edilmiştir:

    “Bir koyun sağılabilecek kadar bir süre olsa bile gece kalk namaz kıl.”437
    Bu da dört veya iki rekat demektir.

    Ebu Süleyman şöyle dedi: “Kim gündüzünü ibadetle geçirirse, bu gecesi için yeterli olur.” Yine şöyle derdi: “Gece ehli, üç sınıfa ayrılır: Bir kısmı Kur’an kıraat eder, okuduğunu tefekkür eder ve ağlar. Bir kısmı da okuduğunu tefekkür eder, şaşar kalır anlayamaz ve bağıramaz. Ona dedim ki, bunlar niçin çığlık atarlar niçin şaşkınlığa düşenler? Şu karşılığı verdi: “Bunu açıklamaya gücüm yetmez.”

    Bir adam, Hasan-ı Basrî’ye gelerek: “Ey Eba Said! Ben yattığımda gece ibadete kalkmayı istiyorum. Abdest suyumu da yanımda hazır bulunduruyorum. Ama kalkamıyorum. Bunun sebebi nedir?” dedim. O, şu cevabı verdi: “Ey kardeşimin oğlu, günahların seni bağlamaktadır.”

    Hasan-ı Basrî, bir defasında çarşıya girdi. Oradaki insanların bağırmalarını ve boş konuşmalarını duyunca şöyle dedi: “Bu kimselerin gecelerinin kötü geçtiğini sanıyorum. Çünkü onlar kaylule uykusunu ihmal ediyorlar.”

    Seleften biri şöyle demiştir: “Hesabı kötü olan bir tüccar, nasıl başarılı olabilir? O, gündüzleri boş işlerle geceleri de uykuyla meşgul oluyor.”

    Sufyan-i Sevrî şöyle dedi: “İşlediğim bir günahtan dolayı, beş ay gece ibadetinden mahrum kaldım.” Kendisine, işlediğin bu günah nedir? diye sorulduğunda, şu cevabı verid: “Ağlayan bir adamı görmüştüm. İçimden: “Bu adam,gösteriş yapıyor!” dedim.

    Seleften biri anlatır: Kürz b. Vebre’nin yanına girdim, ağlıyordu. Ona: “Neyin var? Akrabandan birinin vefat ettiği haberini mi aldın?” dedim. “Daha büyük” dedi. “Peki nedir?” diye sordum. Şu karşılığı verdi: “Kalbimin kapısı kapandı, üzerine perde çekildi. Çünkü geçen gece, cüzümü okuyamadım. Bu da ancak işlediğim bir günahtan dolayı başıma geldi.”

    Muhammed b. Şebâne şunu nakleder: “Bağdat’ta hâli gizli güvenilir alimlerden biri şöyle diyordu: “İbn Safî el-Bakkal’ı Dinever’de dinledim. Şöyle diyordu: Dinever şehrinde iki hapishane vardı. Ben, otuz küsür yıl bunların kapısı önünde durup, bekçiler tarafından yakalanıp getirilen her kişiye: Yatsı namazını cemaatle kıldın mı? diye sordum. Hepsinin cevabı: “Hayır kılmadım!” oldu.”

    Ebu Süleyman şöyle dedi: “Bir kimse, bir vakit cemaatla namaz kılmaktan mahrum kalırsa, şüphesiz bu, işlediği bir günah sebebiyledir.” Yine o şöyle demiştir: “İhtilam olmak bir çeşit cezadır. Cünüplük, uzaklaşma sebebidir. Çünkü o, cünüp olmakla namazdan ve Kur’an tilavetinden uzak kalır. Halbuki bunlar, Cenab-ı Hakk’a yaklaştıran birer ibadettir.” Cünüb, kelimesinin, uzaklaşma anlamında olduğu şu ayette de görülmektedir:

    “Onlar farkına varmadan uzaktan kardeşini gözetledi.”438


    Hasan-ı Basrî şöyle diyordu: “Kul, işlediği günah sebebiyle geceleri namaz kılmaktan, gündüzleri de oruç tutmaktan mahrum kalır.”

    Alimlerden biri şöyle demiştir: “Ey insan, oruç tuttuğunda kimin yanında ve ne ile iftar ettiğine dikkat et. Çünkü yediği şeye göre, kulun kalbi ve düşüncesi değişir, önceki güzel haline bir daha dönemez.”

    Bir diğeri şöyle demiştir: “Nice yiyecekler vardır ki, sahibini gece ibadetinden engeller. Nice bakışlar vardır ki, Kuran okumaktan alıkoyar. Kul bir şey yer veya bir iş yapar da, bunlardan dolayı bir sene boyunca gece ibadeti yapmaktan mahrum bırakılır. Güzel bir inceleme ve araştırma ile neyin güzel halleri artırıcı ve neyin de noksanlaştırıcı olduğunu bilebilirsin. Sen ancak işlediğin günahları azaltarak kayıplarını görebilir, onların ne olduğunu anlayabilirsin.”

    Fudayl şöyle diyordu: “İşin başında şu anda anladığım gibi Kur’an’ı anlamış ve gece namazlarının tadını almış olsaydım, asla hiçbir hadisi şerif yazmaz ve Kur’an’dan başka hiçbir şeyle meşgul olmazdım.”

    Şöyle denilir: “Gece namazının uzun olması, kıyamette rahatlık sebebidir ve bu namaz, kulun işlediği günahları temizler.”
    Denilmiştir ki: “Gece namazları farz namazlardaki eksiklikleri tamamlar.”

    Alimler, gündüz namazlarında, rükû ve secdenin fazla olmasını yani, fazla rekat kılmayı, gece namazlarında ise, kıyamın uzatılmasını müstehap görüyorlardı. Bilinmelidir ki, gece namazı bir bakıma Rasulullah (s.a.v) için nafile idi. Çünkü onun, farz namazlarda bir eksikliği yoktu. Bizler için ise farzlarımızı tamamlayıcı olduğundan daha gereklidir. Hz. Peygamber (s.a.v) bir hadislerinde şöyle buyurmuştur

    “Kişi akşam yattığında şeytan, başının üzerinde üç düğüm düğümler. O uykusundan uyanıp kalktığında, oturur ve Allah’ı zikrederse birinci düğüm çözülür. Abdest aldığında, ikinci düğüm çözülür. İki rekat namaz kıldığında ise, düğümlerin hepsi çözülür. Böylece sabaha hoş bir halde huzur ve neşe içinde çıkar. Aksi halde tembel ve perişan bir vaziyette sabahlar.”439


    Yine bir hadiste şöyle buyrulmuştur:

    “Kişi, ibadetlerini yapmadan yatıp uyursa, şeytan onun kulağına bevl eder.”440



    Diğer bir hadiste ise şöyle denmektedir:

    “Şeytan kişinin burnuna girer, onu yalar ve gözüne sürme çeker. Şöyle ki; burnuna girdiğinde ahlakı kötüleşir. Onu yaladığında, kötü konuşmada aşırı gider. Gözünü sürmelediğinde ise, artık sabaha kadar uyanamaz.”441


    Gece ibadetine kalkmak için, şu üç şeye dikkat ederek kalbi kuvvetlendirmek gerekir: Helal yemek, tövbede istikameti korumak, Allah’ın azabının korkusu ile hüzünlenmek yahut ilahi müjdelerin şevki ile ümit içinde olmak.

    Kulu, gece ibadetlerinden mahrum bırakan veya onu uzun süre gaflet içinde kalmaya mahkum eden üç sebep vardır. Bunlar şüpheli yiyecekler yemek, devamlı günah işlemek ve dünya endişesinin kalbi iyice kaplamasıdır.

    12/6/2009

    Afrika'daki Kral



    Bir zamanlar Afrikadaki bir ülkede hüküm süren bir kral vardı.
    Kral,daha çocukluğundan itbaren arkadaş olduğu,birlikte büyüdüğü bir

    dostunu hiç yanından ayırmazdı.Nereye gitse onu da beraberinde götürürdü.
    Kralın bu arkadaşının ise değişik bir huyu vardı.İster kendi başına
    gelsin ister başkasının,ister iyi olsun ister kötü,her olay karşısında
    hep aynı şeyi söylerdi: "Bunda da bir hayır var!"
    Bir gün kralla arkadaşı birlikte ava çıktılar.Kralın arkadaşı tüfekleri
    dolduruyor, krala veriyor, kral da ateş ediyordu.Arkadaşı muhtemelen
    tüfeklerden birini doldururken bir yanlışlık yaptı ve kral ateş ederken
    tüfeği geriye doğru patladı ve kralın baş parmağı koptu.
    Durumu gören arkadaşı her zamanki her zamanki sözünü söyledi:
    "Bunda da bir hayır var!"
    Kral acı ve öfkeyle bağırdı:
    "Bunda hayır filan yok!Görmüyor musun, parmağım koptu?"Ve sonra da
    kızgınlığı geçmediği için arkadaşını zindana attırdı.
    Bir yıl kadar sonra, kral insan yiyen kabilelerin yaşadığı ve
    aslında uzak durması gereken bir bölgede birkaç adamıyla birlikte
    avlanıyordu.
    Yamyamlar onları ele geçirdiler ve köylerine götürdüler.Ellerini,ayaklarını
    bağladılar ve köyünz meydanına odun yığdılar.Sonra da odunların ortasına
    diktikleri direklere bağladılar.
    Tam odunları tutuşturmaya geliyorlardı ki,kralın başparmağının olmadığını
    farkettiler. Bu kabile, batıl inançları nedeniyle uzuvlarından biri
    eksik olan insanları yemiyordu. Böyle bir insanı yedikleri takdirde
    başlarına kötü olaylar geleceğine inanıyorlardı. Bu korkuyla, kralı
    çözdüler ve salıverdiler. Diğer adamları ise pişirip yediler.
    Sarayına döndüğünde, kurtuluşunun kopuk parmağı sayesinde gerçekleştiğini
    anlayan kral, onca yıllık arkadaşına reva gördüğü muameleden dolayı
    pişman oldu. Hemen zindana koştu ve zindandan çıkardığı arkadaşına
    başından geçenleri bir bir anlattı.
    "Haklıymışsın!" dedi. "Parmağımın kopmasında gerçekten de bir hayır varmış.

    İşte bu yüzden, seni bu kadar uzun süre zindanda tuttuğum için özür
    diliyorum.Yaptığım çok haksız ve kötü birşeydi."
    "Hayır" diye karşılık verdi arkadaşı. "Bunda da bir hayır var."
    "Ne diyorsun Allah aşkına?" diye hayretle bağırdı kral. "Bir arkadaşımı
    bir yıl boyunca zindanda tutmanın neresinde hayır olabilir."
    "Düşünsene, ben zindanda olmasaydım, seninle birlikte avda olurdum,değil
    mi?
    Ve sonrasını düşünsene? "

    12/6/2009

    Ütülü Pantolon

    Yolda karşılaştığımızda ezan okunuyordu.
    -Gel seni camiye gotüreyim, dedim. Bugün Cuma biliyorsun.
    -Sen de benim camiye gitmediğimi biliyorsun, dedi
    -Biliyorum ama, sebebini gerçekten merak ediyorum.
    -Ne bileyim olmuyor işte, dedi. Hem pantolonumun ütüsü bozulup, dizleri çıkar diye endişe ediyorum.
    Gayri ihtiyari gülmeye başladım.
    -Herhalde şaka yapıyorsun, dedim. Bunun için cami terk edilir mi?
    -Ciddi söylüyorum, dedi. Giyimime ve özellikle yeşile düşkün olduğumu bilirsin.
    Gerçekten öyleydi. Giydiği birbirinden güzel elbiseleri mutlaka yeşilin bir başka tonundan seçer ve her zaman ütülü tutardı.
    -Peki, dedim.Hayatında hiç camiye gitmedin mi?
    -Çocukken dedemle birkaç kere gitmiştim, dedi. Hem o yaşlarda dizlerim aşınacak diye herhalde endişe etmiyordum. Fakat artık camiye gidebileceğimi zannetmiyorum.
    Söyledikleri beni son derece şaşırtmış ve bu konuyu açtığıma pişman etmişti. Daha sonra el sıkışıp ayrıldık.
    Onunla konuşmamızdan 2 ay sonra, kendisinin camide olduğunu söylediler. Hemen gittim. Bahçedeki namaz saflarının en önünde duruyordu ve üzerinde yine yeşiller vardı. Yavaşça yanına yaklaştım ve kısık bir sesle:
    -Hani, dedim. Camiye gelmeyecektin?
    Hiç sesini çıkarmadı. Çünkü musalla taşının üzerinde, yeşil örtülü bir tabut içinde yatıyordu.

    12/6/2009

    Nasıl görmek istiyorsan öyle bakarsın..!!

    İleri derecede hasta iki adam ayni hastane odasindaydilar.
    Adamlardan birinin her ogleden sonra 1 saatligine oturmasina izin veriliyordu,
    cigerlerindeki suyun suzulmesi icin.
    Bu hastanin yatagi odadaki tek pencerenin tam yanindaydi.Diger hasta ise hep sirtustu yatmak zorundaydi.
    Bu iki hasta saatlerce birbiriyle konusur, eslerini, ailelerini, evlerini,islerini, askerlik anilarini, tatilde gittikleri yerleri anlatirlardi birbirlerine.
    Pencerenin yanindaki hasta, her ogleden sonra oturmasina izin verdikleri saati diger hastaya pencereden gorebildiklerini anlatarak geciriyordu.
    diger hasta hep bir sonraki gunu iple cekmeye basladi, disaridaki renkli ve hareketli dunyayi dinlemek icin.
    Pencere, icinde cok guzel bir göl olan parka bakiyordu.Ördekler ve kugular gölde yuzerken çocuklar model bot'larini suda yuzduruyorlardi.
    Genc asiklar, gokkusaginin tum renklerindeki ciceklerin arasinda kol kola dolasiyorlardi.Ulu agaclar etra fi susluyor, uzaktan sehrin silueti gorunebiliyordu.
    Pencere kenarindaki adam bunlari muhtesem bir detayla anlatirken, odanin diger ucunda yatan adam gozlerini kapar ve bu muhtesem manzarayi hayalinde canlandirirdi.
    Sicak bir ogleden sonra, pencerenin yanindaki adam gecmekte olan bir senlik alayini tarif etti.Diger adam bando seslerini duyamasa bile hayalinde canlandirabiliyordu, pencere kenarindaki adamin tasviriyle.
    Gunler ve haftalar gecti.
    Bir sabah banyo yaptirmak icin su getiren gunduzcu hemsire pencere kenarinda yatan hastanin cansiz bedeniniyle karsilasti:
    uykusunda, huzur icinde ölmüştü.
    Huzunlendi, hastane gorevlilerini cesedi disari tasimalari icin cagirdi.
    Uygun zaman gectigine kanaat getirir getirmez,diger hasta pencerenin kenarindaki yataga tasinmasinin mumkun olup olamayacagini sordu.Hemsire Memnuniyetle istegini yerine getirdi, hastanin rahat oldugundan emin Olduktan sonra onu yalniz birakti.
    Yavasca, duydugu aciya aldirmadan, bir dirsegine yaslanarak disaridaki dunyaya bakmak uzere yatagindan dogruldu adam.
    Sonunda, disariyi kendi gozleriyle gorme zevkini yasayabilecekti.
    Pencer eden disari bakabilmek icin yavasca donmeye zorladi kendisini.
    Pencere, bos bir duvara bakiyordu.
    Adam hemsireye, vefat eden oda arkadasinin pencerenin disinda gorunen Harika seylerden bahsetmesine sebep olan seyin ne olabilecegini sordu.
    Hemsirenin cevabi, olen adamin kor oldugu ve pencerenin onundeki duvari gormedigiydi. 'Sanirim seni cesaretlendirmek istedi' dedi.
    Epilog: Diger insanlari mutlu etmek çok buyuk mutluluk getirir,
    Kendi durumunuz ne olursa olsun.
    Paylasilan dertler yarisi kadar uzuntu verir, paylasilan mutluluklar ise İki kati artar.
    Kendinizi zengin hissetmek istiyorsaniz,
    sahip oldugunuz ve paranin satin alamayacagi her seyi paylasin.

    Selam ve dua ile..


    12/6/2009

    Ey kavm, Peygamberlerini taşlayan İsrailoğulları'nı hatırla

    Ey kavm! şu halinle, tıpkı İsrailoğulları'na benziyorsun.

    Düşmanının putlarına tapıyorsun. İsrailoğulları da öyle yapmıştı. Firavun'un zulmünden kurtulunca, gerçek kurtarıcılarını çabuk unuttular. Musa, Tur'a, Rabb'inin mesajını almaya gittiğinde, ellerindeki altın gümüş takılardan bir heykel yapıp tapmaya koyuldular. Bu taptıkları buzağı heykeli, kimin tanrısıydı biliyor musunuz? Kendi özgürlüklerine ve hayatlarına kasteden Firavun'un.

    Kendi peygamberlerini taşlayan, linç eden, çarmıha geren İsrailoğulları gibi, iyilerini taşlıyorsun Ey Kavm! İçindeki iyiliği
    taşladığını, onu katlettiğini bilmeden yapıyorsun bunu. Sizi aydınlatmak için yanan her ışığı, bir kova su alıp söndürmek için seğirtiyorsunuz. "Yangın var!" diye, isterik naralar atanların ardınca gidiyorsun.

    Ey Kavm! Tıpkı, kendi peygamberlerine "Sen ve Rabbin gidip savaşın, biz oturup burada sizi bekliyoruz" diyen İsrailoğulları gibisin. Özgürlük uğruna bedel ödemeye yanaşmıyorsun. Sözleşmene ve kendine ihanet ediyorsun. Soğanı, sarmısağı özgürlüğe tercih ediyorsun. Hakikatin ardınca değil, cedlerinin ardınca gidiyorsun; ölülerini kutsuyor, fakat dirilerini öldürüyorsun.

    İsa'nın diliyle "badanalı kabirlere benziyorsun" Ey Kavm! Dışardan alımlı-çalımlı görünmeye çabalıyorsun, fakat için leş gibi kokuyor. Akçaya ve korkuya iman ediyorsun. Efendilerin seni akça ve korkuyla güdüyor. O efendiler ki, onlar senin eserindir. Bu halinle sen, celladını doğuran talihsiz analara benziyorsun. Suçu savunuyor, suçluyu koruyor, mağduru tekmeliyorsun; zalimi yüceltiyor, mazlumu eziyorsun; değerlerini pazarlıyor, kimliğinden utanıyorsun.

    Ey Kavm! Tufanın kokusu geliyor, fakat sen gemileri ve gemicileri taşlıyorsun. İbrahim'e su taşıyanları suçluyor, Nemrud'a odun taşıyanları alkışlıyorsun. Asiye'ye "asi", Hacer'e "zavallı", Meryem'e "günahkar" gözüyle bakıyorsun. Eğer Lady Godiwa işgalciler tarafından senin şehirlerinde çırılçıplak soyulup dolaştırılsaydı, hep birlikte kapı altından röntgenleyecekmiş gibi duruyorsun. Jean Dark'ın ateşini tutuşturmak için sıraya giriyorsun. Söyle Ey Kavm, içinde kaç Mata Hari besliyorsun?

    Nuh Kavmi'ni unutma!

    Sodom'u unutma!

    Ad Kavmi'ni, Semud Kavmi'ni unutma Ey Kavm!

    Kulun gücünün bittiği yerde

    "Allah" dedik biz; "Allah'ın var neye muhtaçsın, Allah'ın yok neyin var!" dedik. Allah derken, "anlam" dediğimizin farkındaydık. Onun için "Allahsızlığı anlamsızlık" bildik. Allah demekle, hayatımızın sadece sevinçlerine değil, acılarına da anlam kattık. Acılarımız dahi anlam kazandı. Istırabımızdan "umut" damıttık, derdimizden "merhem" yaptık, acımıza "aşık" olduk; aşkımız acımıza, acımız aşkımıza dönüştü.

    Bildik ve inandık ki, "kulun gücünün bittiği yerde Allah'ın yardımı başlardı". Onun için, yürek tarlasına acı ektik. Ta yürekten "Meta nasrullah: Yardımın ne zaman?" demeden, O'nun karşısında acziyetinizi ve muhtaçlığınızı kabullenmeden, acıyı yüreğinizin sarnıcından imbik imbik damıtmadan, devranın dönmeyeceğini öğrendik.

    İmanın en büyük imkan olduğunu, kalbimiz kederden kaburgalarımızı zorladığında, gece yarılarında doğum sancısından beter sancılara durduğunda bir kez daha anladık. Duaya davet edildiğimiz kapının davetine uyduk ve dualara durduk. Bildik ki, davete icabet edenin davetine icabet edilir: Biz de O'nu davet ettik.

    Kimimiz zarfına adresi doğru yazdı fakat içini doldurmadan boş zarf attı, kimimiz içini doldurup pulunu unuttu, kimimiz verdiği adreste bulunmadı, kimimiz hiç adres veremedi ve kimimiz de yalan ve yanlış adres verdi.

    Davetiyesinde hiç eksiği bulunmayanlarımızın ise bir kusuru vardı: Konuğuna sunacak som ve bütün bir yürek bulamamak. Korku putlarına, umut putlarına, sevgi putlarına ardiyelik yapan, antik Atina'nın tanrılar mahzenine dönmüş Panteon'undan beter bir yüreğe sahip olmak.

    İşte bunun için davet edemedik. Ettikse, davetimiz kabul görmedi. Gücümüzün müntehasına dayanmadan, elden geleni yapmadan ettik; bitmeden "bittik!" dedik. Eğer gerçekten bitseydik ve "bittik!" deseydik, "Dayan, yettim!" diyen mutlaka olacaktı.

    Hz. Peygamber'in Taif dönüşü gerçekten bittiği ve "bittim!" dediği gün, tarihin bahtı değişmiş, davetiyesi adresine ulaşmış ve "Yettim!" cevabı gelmişti. O, Taif dönüşü, yeryüzünün olanca genişliğine rağmen kendisine dar geldiği ve kavminin varlığını ortadan kaldırmak için fırsat kolladığı kritik bir anda, Yüce Dergah'a şu davetiyeyi göndermişti:

    Allah'ım!

    Kuvvetimin tükendiğini sana arz ediyorum.

    Gücümün azaldığını,

    İnsanların gözünde küçük düştüğümü sana şikayet ediyorum.

    Ey Merhametlilerin en Merhametlisi!

    Sensin mustaz'afların Rabb'i

    Sensin benim Rabb'im!

    Beni kimlerin eline bıraktın?

    Bana gaddarlık yapan ötekilerin eline mi?

    Yoksa, davamı ipotek edecek bir düşmana mı?

    Eğer sen bana gücenmedinse,

    Kesinlikle bunlara aldırmıyorum.

    Lakin yardımın beni rahatlatacaktır.

    Senin nuruna sığınırım;

    karanlıkları aydınlatan nuruna,

    dünya ve ahiretimi aydınlatacak nuruna...

    Gelecek gazabın, bana ulaşabilecek öfkenden

    kaçıp kurtulacak bir sığınak arıyorum.

    İşte Sana sığınıyor ve aldırmıyorum; yeter ki razı ol.

    Güç ve kuvvet Sendendir,

    yalnız Senden

    12/6/2009

    Baba Oğluna Sordu...


    80'ine merdiven dayamış yaşlı baba ile onu ziyarete gelen 45 yaşında ve saygın bir işi olan oğlu salonda oturuyorlardı. Hal-hatırdan, çoluk-çocuktan, havadan-sudan sahbet ettikten sonra oğlu susmuş, ayrılmanın sinyalini vermişti. O anda üzerinde oturdukları sedirin yanındaki pencerenin pervazına bir karga kondu.

    Yaşlı baba kargaya gülümserek biraz baktıktan sonra oğluna sordu:


    'Bu ne oğlum?'

    Oğlu şaşkın, cevapladı: 'O bir karga baba.'

    Yaşlı baba kargaya biraz daha baktıktan sonra yine sordu: 'Bu ne oğlum?'

    Oğlu daha da şaşkın, yine cevapladı: 'Baba, o bir karga'

    Karga hâlâ pervazda, komik hareketlerle başını sağa sola çeviriyor, başını yan yatırıyor, havaya bakıyor, sonra başını yine onlara çeviriyordu. Yaşlı baba üçüncü defa sordu: 'Bu ne?'

    Oğlunun şaşkınlığı sabırsızlığa dönmüştü: 'O bir karga baba, üç oldu soruyorsun. Beni işitmiyor musun?'

    Yaşlı baba dördüncü defa da sorunca oğlunun sabrı taştı ve sesini yükseltti: 'Baba bunu neden yapıyorsun? Tam dört defadır onun ne olduğunu soruyorsun, sana cevap veriyorum ve sen hâlâ sormaya devam ediyorsun. Sabrımı mı deniyorsun?'

    Babası -yüzünde hâlâ bir gülümseme- yerinden kalktı, içeri odaya gitti ve elinde bir defterle döndü. Bu bir hâtıra defteriydi. Oturdu, sayfalarını karıştırdı ve aradığını buldu. Sevgiyle gülümseye devam ederek sayfası açık bir vaziyette defteri oğluna uzattı ve o sayfayı okumasını söyledi.

    'Bugün 3 yaşındaki minik yavrumla salondaki sedirde otururken yanıbaşımızdaki pencerenin pervazına bir karga kondu. Oğlum tam 23 defa onun ne olduğunu sordu. 23 soruşunda da ona sevgiyle sarılarak, onun bir karga olduğunu söyledim. Rahatsız olmak mı? Hayır! Onun sorusunu masumca tekrar edişi içimi sevgiyle doldurdu.'





    12/6/2009

    Cennet ALLAH'ın lütfu ve ihsanıdır....




    CENNET ALLAH'IN LÜTFU VE İHSANIDIR....

    Resul- i Ekrem :

    "biraz önce Cebrail (as) yanıma geldi ve dedi ki:

    "Ya Muhammed! Seni hak peygamber olarak gönderen Allah'a yemin ederim ki, Allah'ın kullarından biri, genişliği ve uzunluğu otuz arşın olan denizde bulunan bir dağın tepesinde Rabbine beş yüz sene ibadet etti. Deniz onu her taraftan dört bin fersah kuşatıyordu.Allah Teala ona parmak gibi bir yerden , tatlı su akıtan, çoğalıp dağın eteğinde toplanan bir kaynak çıkardı.Bir nar ağacı , ibadet ettiği her günün gecesinde ona bir nar veriyordu.Akşam olunca abdestini tazeleyip bu narı alarak yiyordu.Sonra namaza kalkıp, eceli geldiğinde secdede iken ruhunu alması için yalvarıyordu."
    "Allah onun duasını kabul etti. Biz melekler ona uğrarız, onun hakkında geleceğe ait şu bilgileri elde ederiz:

    "O kıyamet günü diriltilip Allah'ın huzuruna çıkarılınca, Allah Teala:

    "Kulumu rahmetimle cennete koyunuz" buyurur.kul :

    "Ya Rabbi! Ömür boyu işlediğim amelimle cennete gireyim."

    Allah Teala yine:

    "Kulumu rahmetimle cennete koyunuz"

    "Ya Rabbi ! Amelimle girmeyi isterim" deyince:

    "Kulumun ameli ile benim verdiğim nimetimi kıyaslayınız" buyurur.Göz nimetinin, beş yüz senelik ibadetten daha ağır geldiği anlaşılır. Allah'ın kuluna verdiği sıhhat nimeti, şükrü eda edilmemiş olarak kalır.Allah Teala:

    "Kulumu cehenneme atınız" buyurup cehenneme doğru sürüklenince:

    "Ya Rabbi! Rahmetinle beni cennete koy" diye yalvarır.Allah Teala:

    "Ey kulum! Sen hiçbir şey değilken seni kim yarattı?"

    "Sen yarattın Rabbim!"

    "Sana beş yüz sene ibadet etmek için , kim kuvvet verdi?"

    " Sen Ya Rabbi"

    " Seni koca denizin ortasında bir dağa indiren, sana tuzlu suların ortasında tatlı su çıkaran, senede bir defa meyve veren ağaçtan her gece bir nar bitiren, sen secde halinde ölmeyi arzu ettiğinde, duanı kabul eden kimdir?"

    "Sensin Ya Rabbi!"

    "İşte bunlar benim rahmetim iledir. Seni de rahmetimle cennetime koyacağım."

    "Ey meleklerim! Kulumu cennete koyunuz.Ey kulum! Sen ne iyi bir kulsun buyurur ve onu cennetine koyar. Cebrail (as) sonunda:

    "Ya Muhammed! Her şey Allah'ın rahmeti iledir" der.

    Blogcu ile yapıldı
    Veda Hutbesi
    Veda Hutbesi
    Bismillahirrahmanirrahim

    EY İNSANLAR!

    Sözümü iyi dinleyiniz.Bilmiyorum, belki bu seneden sonra sizinle burada ebedi olarak bir daha birleşemeyeceğiz.
    İNSANLAR!

    Bu günleriniz nasıl mukaddes bir gün ise, bu aylarınız nasıl mukaddes bir ay ise, bu şehriniz (Mekke) nasıl mübarek bir şehir ise, canlarınız, mallarınız da öyle mukaddestir, her türlü tecâvüzden korunmuştur.


    ASHABIM!

    Yarın Rabbinize kavuşacaksınız ve bugünkü her hal ve hareketinizden muhakkak sorulacaksınız. Sakın benden sonra eski sapıklıklara dönüp de birbirinizin boynunu vurmayınız! Bu vasiyyetimi burada bulunanlar, bulunmayanlara bildirsin! Olabilir ki bildiren kimse, burada bulunup da işitenden daha iyi anlıyarak muhafaza etmiş olur.


    ASHABIM!

    Kimin yanında bir emanet varsa onu sahibine versin. Faizin her çeşidi kaldırılmıştır, ayağımın altındadır. Lâkin borcunuzun aslını vermek gerektir. Ne zulmediniz, ne de zulme uğrayınız. Allah'ın emriyle faizcilik artık yasaktır. Cahilliyetten kalma bu çirkin âdetin her türlüsü ayağımın altındadır. İlk kaldırdığım fâiz deAbdulmuttalib'in oğlu (amcam) Abbas'ın faizidir.

    ASHABIM!

    Cahilliyet devrinde güdülen kan dâvâları da tamamen kaldırılmıştır. Kaldırdığım ilk kan davası Abdulmuttalib'in torunu (amcazadem) Rebia'nın kan davasıdır.


    İNSANLAR!

    Bugün şeytan sizin şu topraklarınızda yeniden tesir ve hakimiyet kurmak gücünü ebedi suretle kaybetmiştir. Fakat siz; bu kaldırdığım şeyler dışında, küçük gördüğünüz işlerde ona uyarsanız bu da onu memnun edecektir. Dininizi korumak için bunlardan da sakınınız!

    İNSANLAR!


    Kadınların haklarını gözetmenizi ve bu hususta Allah'tan korkmanızı tavsiye ederim. Siz kadınları, Allah emaneti olarak aldınız; onların namuslarını ve iffetlerini Allah adına söz vererek helal edindiniz. Sizin kadınlar üzeridne hakkınız, onların da sizin üzerinizde hakları vardır. Sizin kadınlar üzerindeki
    hakkınız, onların, aile yuvasını, hoşlanmadığınız hiçbir kimseye çiğnetmemeleridir. Eğer razı olmadığınız herhangi bir kimseyi aile yuvanıza alırlarsa, onları hafifçe döğüp sakındırabilirsiniz. Kadınların da sizin üzerinizdeki hakları, memleket göreneğine göre, her türlü yiyim ve giyimlerini temin etmenizdir.


    MÜ'MİNLER!


    Size bir emanet bırakıyorum ki ona sıkı sarıldıkça yolunuzu hiç şaşırmazsınız. O emanet Allah Kitabı Kur'andır.
    MÜ'MİNLER!
    Sözümü iyi dinleyiniz ve iyi belleyiniz! Müslüman müslümanın kardeşidir, böylece bütün müslümanlar kardeştir. Din kardeşinize ait olan herhangi bir hakka tecavüz başkasına helal değildir. Meğer ki gönül hoşluğu ile kendisine vermiş olsun...


    ASHABIM!

    Nefsinize zulmetmeyiniz. Nefsinizin de üzerinizde hakkı vardır.

    İNSANLAR!

    Allah Teala her hak sahibine hakkını (Kur'an'da) vermiştir. Varise vasiyet etmeğe lüzum yoktur. Çocuk kimin döşeğinde doğmuşsa ona aittir. Zina eden için mahrumiyet vardır. Babasından başka bir soy iddia eden soysuz, yahut efendisinden başkasına intisaba kalkan nankör, Allah'ın gazabına, meleklerin lanetine ve bütün müslümanların ilencine uğrasın! Cenab-ı Hak, bu gibi insanların ne tevbelerini, ne de adalet ve şahadetlerini kabul eder.

    İNSANLAR!

    Rabbiniz birdir. Babanız da birdir; hepiniz Âdem'in çocuklarısınız, Âdem ise topraktandır. Allah yanında en kıymetli olanınız, O'na en çok saygı göstereninizdir. Arabın Arap olmayana -Allah saygısı ölçüsünden başka- bir üstünlüğü yoktur.
    İNSANLAR!
    Yarın beni sizden soracaklar, ne diyeceksiniz?

    "-Allah'ın elçiliğini ifa ettin, vazifeni yerine getirdin, bize vasiyet ve öğütte bulundun diye şahadet ederiz." (Bunun üzerine Resûl-i Ekrem mübarek şahadet parmağını göğe doğru kaldırarak sonra da cemaat üzerine çevirip indirerek şöyle buyurdu.)

    Şahid ol yâ Rab!
    Şahid ol yâ Rab!
    Şahid ol yâ Rab!
    Kuran-ı Kerim
    Kütüphanem
    » 40 Hadis
    »
    Vaazlar
    »
    Sorularla Dinimizi Öğren
    »
    islamda Cinsel Hayat
    »
    Adet, Lohusalık, Regl
    »
    Dua nedir? Çeşitli Dualar
    »
    Din Nedir?
    »
    İman Nedir Nasıl edilir
    »
    Adab-ı Muaşeret
    »
    Resimli Flash Şiirler
    »
    Hz.Muhammed Hayatı
    »
    MEZHEPLER
    Adab-ı Muaseret
    » Selamlasma Adabi
    »
    Saygı Adabı
    »
    Kardeşlik Adabı
    »
    Komşu Adabı
    »
    İzin İsteme Adabı
    »
    Yemek Adabı
    »
    Elbise Adabı
    »
    Doğruluk Adabı
    »
    Sır Tutma Ahlakı
    Namazlar(Resimli)
    » Namazın Kılınışı Resimli
    » Namaz Kılma Tablosu
    »
    Cuma Namazı Kılınışı
    »
    Bayram NanazıI
    »
    Cenaze Namazı
    »
    Kaza Teravih Yolcu Namazları
    »
    Sehiv Secdesi (Unutma Secdesi)
    Abdest (Resimli)
    » Abdestle ilgili Bilgiler
    »
    Abdest Alınışı Resimli
    »
    Abdesti Bozan ve Bozmayan Durumlar
    »
    Gusülle ilgili Bilgiler
    »
    Teyemmüm Bilgiler
    »
    Teyemmüm Resimli
    Mubarek Gün-Gece
    » Kadir Gecesi
    »
    Mevlüt Kandili
    »
    Regaib Kandili
    »
    Miraç Kandili
    »
    Beraat Kandili
    »
    Mübarek Günler
    »
    Üç Aylar
    » Kandil Mesajları
    Kıssadan Hisse
    » 33 ADIM
    »
    86400 Saniye
    »
    Hüzün
    »
    İcki Icmek
    »
    Sakat Köpek
    »
    Kirlangic
    »
    Sevgi Agaci
    »
    Yaban Kazlari
    »
    Dini Hikayeler TÜMÜ
    Önemli Dini Bilgiler
    » Oruç ile ilgili Bilgiler
    »
    Zekat ile ilgili Bilgiler
    »
    Hac ile ilgili Bilgiler
    »
    Kurban ilgili Bilgiler
    »
    VEDA HUTBESİ
    Hurafeler
    » SiHiR = BÜYÜ
    » Çaput Bağlamak
    » MUSKA
    » Mum Yakmak
    » Kurşun Dökmek
    » Fal Açmak
    » Günlerin Uğursuzluğu