Kaydet1 Dini Konular - Sükun'ül LeyL - Blogcu



« Önceki |

12/6/2009

Sema Kapıları Açıldı

Hz.Ömer'in oğlu (ALLAH ondan razı olsun) anlatıyor;



Biz bir gün Resulullahh'la aleyhisselam birlikte namaz
kılıyorduk.Halktan biri
;
"Allah'u ekber kebira, velhamdü lillahi kesira, sübhanALLAHi bükreten ve esila"Yani " Allah büyüklerin en büyüğüdür Allah'a olan hamdimiz çoktur Sabah akşam her an tesbihimiz Allah'adır. Resulullah aleyhisselam; "Bu sözleri söyleyen kimdir?" "Ben ey Alllah'ın Resulü dedi Resulullah aleyhisselam; " Bunlar çok hoşuma gitti Biliyormusunuz, onlar için sema kapıları açıldı buyurduİ bni Ömer devamla; " Bunu söylediğinden beri o zikri okumayı hiç terk etmedim dedi


(Tirmizi: Daavat)





inşaALLAH fırsat buldukça buradan devamlı okuyalım....




"Allah'u ekber kebira, velhamdü lillahi kesira, sübhanALLAHi bükreten ve esila"

Allah büyüklerin en büyüğüdür Allah'a olan hamdimiz çoktur Sabah akşam her an tesbihimiz Allah'adır

12/6/2009

Cehennem Konuşuyor...



Hep o günün hayali var bende...

Ateşimin kor olduğu o günün ,

Özlemini bağrıma sapladığım o günün

Asırlardır...

Kinimi hep gömdüm içime ,

Dur dedi yaradan...!!!

Durdum sabrettim , öylece...

Ama bir gün , gün elbet benim için yaratılacak

Terazinin eksilerini ben tartacağım .

Sur’a üflediğinde İsrafil...

İşte ben o an doğacağım .

O gün ...

İsa’nın meryem’den kaçtığı gündür.

Züleyha’nın Yusuf’unu unuttuğu ,

İbrahim’in İsmail’i sormadığı gündür,

İşte o gün hesap günüdür.

Defterlerin açıldığı

Hakkı olanın hakkını aldığı gündür

O gün nebilerin bile kendini düşündüğü gündür

Yakup’un Yusuf’a değil de kendine ağladığı gündür

İşte ben ...

Krize girmiş bir hasta gibi olacağım ,

Kaldırıp alevden kanatlarımı ,

Sıratın altından çırpacağım

Etrafımda yetmiş bin melek

Hepsinin elinde urganlar,

Beni tutmaya çalışacaklar .

Artık...

Durmak vakti değil diye haykıracağım .

Alevlerim terletmeye başlayacak firavunları ,

Tam yakmak üzereyken nemrutları ,

Biri dikilecek karşıma...

Hani işkembe koymuştunuz üstüne

Taifli çocuklara taşlatmıştınız ,

Hani hep kovmuştunuz kapınızdan,

Sürmüştünüz yurdundan , yuvasından

Hani hep alay etmiştiniz

O beni anlatınca gülüp geçmiştiniz,

Hani hep gül kokardı teni

Hani hiç kızmazdı size,

İşte O nur yüzlü sevgili dikilecek karşıma

Karşımda durana kurban olayım...

Dur dedi sağ elini kaldırıp havaya

Daha zaman var ! bekle!

Şimdi hesap vaktidir .

Daha ümmetim için şefaat vaktidir .

Sen ne diledin de olmadı ki ya resul...

Sen diledikten sonra beklerim elbet

Baksana...

Herkes düşmüşken kendi nefsine ,

Bir tek sensin ümmetinin derdinde

Elbet...

Elbet beklerim...

Beklemek kısa sürmez görülür hesaplar

Şimdi lavlarımda namaz kılar nemrudlar

Bak...çoktan kömür oldu Ebu lehebin kolu

Bu ona yetmez yeniden yaratılır tüm uzvu

Ebrehe fillerin hesabında

Zalimler hep kan irin kusuyor.

Sen Ayşe oğlu Mustafa , değilmisin?

Çek yediğin , yetim hakkının cezasını ,

Oysa...

Hiç düşünmüyordun dimi benim olacağımı

Size hakkı tavsiye edenler vardı ,

Hatırladınız mı?

Aman sende deyip geçmiştiniz .

Oysa ALLAH benimle sizi korkutuyordu kitabında

Bir gün alıp okumadınız,süslediniz raflarınızda

Hiç dinlemediniz...uymadınız emirlerine

Şimdi sıra bende...!!!

Burda kabul olmaz tövbeler

Gündüzünüz yok bitti tüm geceler

Bak MUHAMMED!in gülleri firdevs’in bahçesinde,

Saadet ırmağında raks ediyorlar.

Sattılar kısacık hayatlarını ALLAH’a

Şimdi ebediyyetin bestesini söylüyorlar.

Sattılar kısacık hayatlarını ALLAH’a

Şimdi cennet gibi bir fiyatla aşk ediyorlar.

Sen kulluğunu idrak edememiş ALLAH'ın kulu

Orda ekemedin burda biçirirmiyim sana mahsulu.

Bak ....

Bak şu cennetteki mus’ab bin umeyr’dir

Hani uhud’da liğme liğme doğradığınız ,

Bak şu Sümeyye ,hani ateşe atmıştınız

Şu yiğit Hamza ,kanlı bir mızrakla uhud’a sattığınız

Şu gördüğün hattabın oğlu Ömer

Hani secdede zehirli hançerle şehit etmiştiniz

İşte şunlar ahir zamanın fedaileri

Gözlerini haramdan gizlerlerdi

İlimden gelen küfre,

İlimle cevap veririlerdi

Baksana MUHAMMED (sav) yanlarında ,

İsa (as)ile oturmuşlar üzüm yiyorlar orda

Bak ebu cehil bu oğlun İkrime

Hatırladın mı?

Oda Resulun yanında o bin bir lezzette

Sen benim koynumda...

Şu dünya geçici , hep sahtedir lezzeti

Çekeceksin ki bin bir elemi ,

Sanada haram olacak ALLAH’ın CEHENNEMİ...


12/6/2009

Bütün geceyi ibadetle geçirenler


Geceyi ihya ile meşhur olan kimseler, kırk veya otuz sene yatsı abdestiyle sabah namazını kılanlardır. Tabiun’dan kırk kadar insanın bu şekilde yaptığı rivayet edilmiştir. Bunlara örnek olarak şu zatları zikredebiliriz:

Medine’den Said b. el-Museyyeb ve Safvan b. Süleym.
Mekke’den Fudayl b. I’yaz, Vüheyb b. el-Verd el-Mikyân.
Yemen’den Tâvus ve Vehb b. Münebbih.
Kufe’den Rebî’ b. Heysem, Hakem b. Uyeyne.
Şam’dan Ebu Süleyman Dârânî, Ali b. Bekkar.
İbad’tan Ebu Abdullah el-Havvas, Ebu Asım.
İran’dan Habîb Ebu Muhammed ve Ebu Cabir es-Selmanî,.
Basra’dan Malik b. Dinar, Süleyman et-Teymî, Yezid er-Rekkaşî, Habib b. Ebi Sabit, Yahya el-Bikai ve Kahmes b. el-Minhal.

Kahmes, bir ayda Kuran-ı Kerim’i doksan defa hatmediyor ve anlamadığı ayetleri dönüp tekrar okuyordu.
Medine’li Ebu Hazim Muhammed b. el-Münkedir de bunlardandır. Bu zatların sayılarını çoğaltmak mümkündür. Bunlar bütün geceyi ibadetle geçirenlerin meşhurlarından bazılarıdır.

Mürid, isterse gecenin ilk üçte bir kısmında uyur; ortasında kalkar ve son altıda bir kısmında tekrar uyur. Veya gecenin yarısına kadar uyur, üçte bir kısmını ihya eder ve altıda bir kısmında uyur. Rivayet olunduğuna göre bu, gece kıyamının en faziletlisi olup, Allah’ın Nebisi Davud aleyhisselamın da tercihi idi. Bu konuda iki rivayet vardır. Kul isterse, her iki durumda önce gece ibadetini yapar, vitir namazını sahur vaktine bırakır.

Gecenin yarısında kalkarsa; uykusunu, gecenin ilk ve son kısmına taksim eder. Gecenin üçte birinde kalkarsa; son altıda birinde uyur. Gecenin ilk kısmında ibadete kalkmayı ve uykusu gelinceye kadar devam etmeyi tercih ederse; uykusu geldiğinde uyur. Sonra ne zaman uyanırsa kalkar, ibadet eder; tekrar uykusu bastırdığında yine yatar. Sonra gecenin son kısmında tekrar kalkar. Böylece o kimsenin bir çok defa kalkması ve uyuması söz konusu olur. Bu aslında bir bakıma gece ile yarışmaktır ve amellerin en zor olanlarından olup, Yüce Allah ile huzur hâline ulaşan, kalbi uyanık, ibret ve zikir ehli salihlerin yoludur. Hz. Rasulullah’ın (s.a.v) ahlakı bu idi. Enes b. Malik şöyle demiştir:

“Geceleri Rasulullah’ı (s.a.v) uyurken görmek istersen, görebilirdin. Kendisini gece ibadete kalkmış olarak görmek istersen yine görebilirdin.”429 Hem uyur ve hem de ibadete kalkardı. Bu aynı zamanda İbn Ömer’in ve gece ibadeti konusunda azim sahibi olan sahabilerin yoludur. Tâbiun’dan bir çok kimse de böyle yapardı.

Biz gece içerisinde bir çok defa kalkan ve uykuya yatan insanların varlığını görüyoruz. Bunlar için uyku ve kıyam eşit olur. Bu, ancak kalbi daima manevî uyanıklık halinde ve Allah’tan vahiy almakta olan nebiler için mümkündür. Bu yola ancak, bu yolun azığı olan sebeplerin varlığıyla sülûk etmek mümkündür. Çünkü her yol, kendisine uygun bir azık ve bir hazırlıkla kat edilebilir. O halde kim bir yolu kat etmeyi murat ederse, onunla ilgili azığı almalı ve gerekli gayreti göstermelidir. Gece ibadetine kalkmak için kula destek verecek yardımcı sebeplerden bazıları şunlardır:

Kalbi saran bir düşünce, kalbin kendisiyle sukûn bulduğu bir hüzün veya kalbin kendisiyle diri olduğu manevi bir uyanıklık, melekût alemiyle ilgili tefekkür, az yiyip az içerek mideyi boş bırakmak, gündüz kaylüle uykusuna yatmaktır. Bu arada dünya işleriyle ilgili çalışmalarla vücudunu fazla yormamalıdır. Bunlar gece ibadetine alışıncaya kadar müridin gerçekleştirmek durumunda olduğu riyazet ve tedbirlerdir. Bunları yapınca artık kalbindeki havf ve reca sayesinde uykusundan hemen uyanır ve ibadetini yapar.

Önceki kitaplarda430 Yüce Allah’ın şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: “Benim gerçek kullarım, gece ibadete kalktıklarında horozun ötmesini beklemezler.”431
Bunda gece ibadetine ve sahur vaktinden önce kalkmaya, bir de gecenin son kısmında uyumaya bir teşvik vardır. Bunu biz, iki sebepten dolayı müstehab görüyoruz. Birincisi, gecenin son kısmında uyumanın, sabahleyin dinç olmaya vesile olmasıdır. Alimlere göre, sabah vaktinde uyumak iyi değildir. Ancak uyumak durumunda olanlar, sabah namazından sonra uyurlar. İkinci ise, yüzün solgunluğunun ve sararmasının gitmiş olmasıdır. Çünkü, gecenin bir kısmını kaim olarak geçirirse de, gecenin sonunda uyuyan kimsenin yüzünün solgunluğu azalmış, hatta gitmiş olur. Ama bunun aksine gecenin bir kısmında uyusa, sonunu uyanık olarak geçirse, sabah olunca yine uykulu ve yüzü solgun olur. Oysa bu, şöhretin ve gizli şehvetin görünmeyen bir kapısıdır. Ayrıca geceleyin kalktığında ve gecenin sonunda çok su içmemelidir.

Hz. Aîşe şöyle demiştir: “Rasulullah (s.a.v), gecenin sonunda vitir namazı kıldığında gerekirse ailesinden birinin yanına giderdi. Yoksa namaz kıldığı yerde yatar, Bilal-i Habeşi sabah ezanını okumaya gelinceye kadar orada uyurdu.”

Yine Hz. Aîşe: “Rasulullah’ı (s.a.v) seher vaktinin özellikle son kısmında daima uyurken buldum” demiştir.

Diğer bir haberde de şöyle denmektedir: “Nebî (s.a.v), gecenin sonunda vitir namazını kılar, sağ yanı üzerine yatar ve biraz uyurdu. Sonra Bilal-i Habeşi gelir, ezan okur ve beraberce namaza çıkarlardı.”432


Selef, vitir namazından sonraki bu uykuyu, müstehab görürdü. Hatta onlardan bazısı bunun sünnet olduğunu söylerdi.

Ebu Hureyre ve Mervan da onlardandır. Gecenin son kısmında ve son üçte bir kısmında uyumak, müşahede ve huzur ehli için bir ziyadelik sebebidir. Çünkü bu, onlara Melekût alemini açar ve Ceberut aleminden ilimler dinlemelerine vesile olur. Amel ve mücahede ehli için ise, bir sekinettir. Bundan dolayı sabah ve ikindi namazlarının ardından namaz kılmak men edilmiştir. Çünkü amel ehli, gece ve gündüz evradını yaparlar, bu vakitlerde ise, istirahat ederler.

Gecenin son kısmında uyumak, müşahede ve manevi uyanıklık sahibi olanlar için bir ziyadelik vesilesi olurken, sehv ve gaflet ehli için bir noksanlık sebebidir. Çünkü, bu vakitler onların ibadetlerinin sonu olup, istirahata çekilirler. Nitekim, aynı vakitler gaflet ehli ve uykucular için, gaflet ve uyku zamanlarıdır. Bu da, onlar için bir noksanlık sebebidir.

Gece namazını bir çok rekat olarak kılanlar, aralarını tesbihle ayırmalıdır. Selam verdiğinde yüz defa tesbih getirir ki; bu onun için bir dinlenme ve tekrar namaz kılmaya yardımcı olur. Bu durum, şu ayetin manası içinde yer almaktadır:

“Gecenin bir bölümünde ve secdelerinin ardında onu tesbih et.”
433

Burada “secdenin ardından” maksat, namazın ardından tesbih et, demektir. Bu tefsir, ayeti mensub (üstün) okuyan alimlerin kıratına göredir.

Eğer daha fazla ibadet etmek istiyorsa, gecenin ilk kısmında olan iki virdini yapar. Bunlardan biri akşamla yatsı arasında, diğeri de insanların yatmasından önceki virdleridir. Bu virdler, bazı alimlere göre, gündüzü oruçla geçirmekten daha faziletlidir. Sonra dördüncü virdi, olan iki fecr arasındaki virdini yapar. Bu ise, gecenin son üçte birinin ilk kısmında yapılır. Beşinci virdini seher vaktinin sonunda, ikinci fecrin doğmasından önce yapar. Bu zaman, özellikle Kur’an okumaya ve istiğfar getirmeye daha uygundur. Özellikle namaz kılmaya alışmış değilse, bu vakitleri kıraat ve istiğfarla ihya eder.

Nakledilen bir habere göre, Muaz, Ebu Musa’ya: “Gece kıyamını nasıl yapıyorsun” diye sordu. O da: “Geceyi bütünüyle ibadetle geçiriyor ve hiç uyumuyorum, Kur’an kıraatına üstünlük veriyorum.” dedi. Bunun üzerine Muaz: “Fakat ben geceyi hesap ederek yaklaşık eşit bir şekilde uyuyor ve kalkıp ibadet ediyorum” dedi. Bu durum, Rasulullah’a anlatıldı. Efendimiz (s.a.v) Ebu Musa’ya:

“Muaz, senden daha fakihtir, işin gerçeğini daha iyi kavramıştır.” buyurdu.

Onlardan bazıları, uyku bastırıncaya kadar uyumazdı. Seleften biri şöyle demiştir: “Bu, benim ilk uykumdur. Eğer bir defa uyanır da tekrar uykuya dönersem Allah beni uyutmasın.”

Fezâre eş-Şamî’ye ebdalin evsafından soruldu. Onları tanıyan Fezâre şu karşılığı verdi: “Onların yemesi, sadece ihtiyaç halinde, uykuları uykunun galib gelmesi durumunda olur. konuşmaları zaruret miktarıncadır. Susmaları hikmetledir, ilimleri ilahi kudretledir.”

Bir başkasına da, bize Yüce Allah’tan korkan havf ehlinin sıfatlarını anlat denince, şöyle anlatmıştır: “Onların yemeleri hastanın yemesi, uyumaları ise suda boğulan kimsenin uyuması gibi az idi.”

Kul, gecenin beşte birini veya altıda birini ayakta ibadetle geçirmeyi terk etmemelidir. Bu da uzunluğu veya kısalığına göre, bir veya iki vird demektir.

Geceyi, zikirlerden herhangi bir çeşitle ihya eden kimse, gece ehli arasına dahil olur ve onlarla beraber onun da bir nasibi vardır. Kim gecenin bir kısmını veya yarısını ihya ederse; gecenin bütününü ihya etmiş gibi sevap kazanır.

Geceleyin yirmi rekat namaz kılıp, ardından vitir namazını kılan kimseye Allah, gecenin tümünü ihya etmiş gibi, sevap verir. Rasulullah (s.a.v), gecenin yarısında kalkar, ibadet ederdi. Bazen gecenin üçte birini, bazen da üçte ikisini ibadetle geçirirdi. Gece ibadetiyle ilgili malumat Müzzemmil sûresindeki ilk iki ayette yer almaktadır. Rasulullah (s.a.v), gecenin yarısı ile, altıda birinin yarısını ibadetle geçirirdi. Bazen gecenin dörtte birini, bazen altıda birini ibadetle geçirirdi. Bu da, bahsi geçen sûrenin son iki ayetinde zikredilmektedir.

Bu dediğimiz, ayeti “nısfıhı”, “sülüsihi” şeklinde kesre ile okuyan kıraata göredir. Ayetteki aynı kelimeleri mensup okuyan kıraata göre ise, gecenin yarısı ile altıda birinin yarısını, bazen da sadece yarısını ibadetle geçirirdi. Gecenin sadece üçte birini ibadetle geçirdiği de olurdu. Biz bunu, ilk ayetin tefsirinde zikrettik.

Rasulullah’a (s.a.v) gece namazı farz idi. Sûrenin birinci ayetinde yüce Allah, ona gece kalkmayı emretmektedir. Diğerinde ise, onun ne şekilde kalktığını haber vermektedir. Buna göre, haber verdiği şey, onun devam etmekte olduğunu en güzel şeklidir. Yüce Allah, Peygamberine (s.a.v) şu emri vermiştir:

“Birazı hariç, geceleri kalk namaz kıl. Gecenin yarısını ibadetle geçir. Veya bu miktarı biraz azalt ya da çoğalt.”
434

Burada görüldüğü gibi, Yüce Allah: “Gece kalk namaz kıl” buyurmuştur. Sonra bundan az bir kısmını istisna ederek: “azı hariç” buyurmuştur. Peşinden gelen ayette şu açıklamayı getirdi:

“Duruma göre gecenin yarısında, veya bundan biraz daha azında veya fazlasında ibadet etmen de yeterlidir.”

Yüce Allah en iyisini bilir, bu ayetin manası şu olsa gerek: İbadetini gecenin altıda birinin veya üçte birinin yarısı kadar azalt” Çünkü, Arapça’da noksan denilince anlaşılan en az miktar, bu ikisi kadardır. Sonra yüce Allah, “veya onu çoğalt” buyurdu. Yani gecenin yarısına ilavede bulun. Burada sanki, altıda birinin yarısını ona geri vermiştir. Çünkü Yüce Allah, diğer ayette onun gecenin üçte ikisinin daha azını kıyam halinde geçirdiğini haber vererek şöyle buyurmuştur:

“Resulüm, senin gecenin üçte ikisine yakın kısmını, bazen yarısını bazen de üçte birini yatmadan ibadetle geçirdiğini Rabbin bilmektedir.”435


Bu da, yarısı ve altıda birinin yarısı demek olur. Nitekim Arapça’da noksanlaştırma deyince anlaşılacak en az budur. Sonra: “Allah senin gecenin yarısında ve üçte birinde kalkıp ibadet ettiğini bilmektedir.” buyurdu. Bu haberler, ayetteki ilgili yerleri kesre ile okuyan kıraata daha uygun düşmektedir. Çünkü buna göre, bu miktar gecenin dörtte veya üçte biri demektir. Veya üçte birinden daha az, yani altıda biri veya altıda birinin yarısı demek olur. Bu hususta Hz. Aişe şu rivayette bulunmaktadır: “Rasulullah (s.a.v) sabaha yakın horoz ötüşünü işittiğinde kalkar ibadet yapardı.”436
Bu Efendimiz’in (s.a.v), sadece seher vaktinde olan ibadetiydi. Bunun da gecenin altıda biri veya bunun yarısı olduğu anlaşılmaktadır. Bunda, gece ibadete kalkanlar için bir genişlik ve ruhsat vardır. Biz diyoruz ki, bu yaklaşık bir ifadedir, sayı ve sınır bildirmez. Şüphesiz en iyisini Allah bilir.

Bizim tercih ettiğimiz kıraat, nasb (üstün okunan) kıraatıdır. Çünkü bu durumda, gece ibadetinin daha fazla yapılması ve Rasulullah’tan gelen emre uygunluk söz konusudur. Nitekim, bir hadiste şöyle rivayet edilmiştir:

“Bir koyun sağılabilecek kadar bir süre olsa bile gece kalk namaz kıl.”437
Bu da dört veya iki rekat demektir.

Ebu Süleyman şöyle dedi: “Kim gündüzünü ibadetle geçirirse, bu gecesi için yeterli olur.” Yine şöyle derdi: “Gece ehli, üç sınıfa ayrılır: Bir kısmı Kur’an kıraat eder, okuduğunu tefekkür eder ve ağlar. Bir kısmı da okuduğunu tefekkür eder, şaşar kalır anlayamaz ve bağıramaz. Ona dedim ki, bunlar niçin çığlık atarlar niçin şaşkınlığa düşenler? Şu karşılığı verdi: “Bunu açıklamaya gücüm yetmez.”

Bir adam, Hasan-ı Basrî’ye gelerek: “Ey Eba Said! Ben yattığımda gece ibadete kalkmayı istiyorum. Abdest suyumu da yanımda hazır bulunduruyorum. Ama kalkamıyorum. Bunun sebebi nedir?” dedim. O, şu cevabı verdi: “Ey kardeşimin oğlu, günahların seni bağlamaktadır.”

Hasan-ı Basrî, bir defasında çarşıya girdi. Oradaki insanların bağırmalarını ve boş konuşmalarını duyunca şöyle dedi: “Bu kimselerin gecelerinin kötü geçtiğini sanıyorum. Çünkü onlar kaylule uykusunu ihmal ediyorlar.”

Seleften biri şöyle demiştir: “Hesabı kötü olan bir tüccar, nasıl başarılı olabilir? O, gündüzleri boş işlerle geceleri de uykuyla meşgul oluyor.”

Sufyan-i Sevrî şöyle dedi: “İşlediğim bir günahtan dolayı, beş ay gece ibadetinden mahrum kaldım.” Kendisine, işlediğin bu günah nedir? diye sorulduğunda, şu cevabı verid: “Ağlayan bir adamı görmüştüm. İçimden: “Bu adam,gösteriş yapıyor!” dedim.

Seleften biri anlatır: Kürz b. Vebre’nin yanına girdim, ağlıyordu. Ona: “Neyin var? Akrabandan birinin vefat ettiği haberini mi aldın?” dedim. “Daha büyük” dedi. “Peki nedir?” diye sordum. Şu karşılığı verdi: “Kalbimin kapısı kapandı, üzerine perde çekildi. Çünkü geçen gece, cüzümü okuyamadım. Bu da ancak işlediğim bir günahtan dolayı başıma geldi.”

Muhammed b. Şebâne şunu nakleder: “Bağdat’ta hâli gizli güvenilir alimlerden biri şöyle diyordu: “İbn Safî el-Bakkal’ı Dinever’de dinledim. Şöyle diyordu: Dinever şehrinde iki hapishane vardı. Ben, otuz küsür yıl bunların kapısı önünde durup, bekçiler tarafından yakalanıp getirilen her kişiye: Yatsı namazını cemaatle kıldın mı? diye sordum. Hepsinin cevabı: “Hayır kılmadım!” oldu.”

Ebu Süleyman şöyle dedi: “Bir kimse, bir vakit cemaatla namaz kılmaktan mahrum kalırsa, şüphesiz bu, işlediği bir günah sebebiyledir.” Yine o şöyle demiştir: “İhtilam olmak bir çeşit cezadır. Cünüplük, uzaklaşma sebebidir. Çünkü o, cünüp olmakla namazdan ve Kur’an tilavetinden uzak kalır. Halbuki bunlar, Cenab-ı Hakk’a yaklaştıran birer ibadettir.” Cünüb, kelimesinin, uzaklaşma anlamında olduğu şu ayette de görülmektedir:

“Onlar farkına varmadan uzaktan kardeşini gözetledi.”438


Hasan-ı Basrî şöyle diyordu: “Kul, işlediği günah sebebiyle geceleri namaz kılmaktan, gündüzleri de oruç tutmaktan mahrum kalır.”

Alimlerden biri şöyle demiştir: “Ey insan, oruç tuttuğunda kimin yanında ve ne ile iftar ettiğine dikkat et. Çünkü yediği şeye göre, kulun kalbi ve düşüncesi değişir, önceki güzel haline bir daha dönemez.”

Bir diğeri şöyle demiştir: “Nice yiyecekler vardır ki, sahibini gece ibadetinden engeller. Nice bakışlar vardır ki, Kuran okumaktan alıkoyar. Kul bir şey yer veya bir iş yapar da, bunlardan dolayı bir sene boyunca gece ibadeti yapmaktan mahrum bırakılır. Güzel bir inceleme ve araştırma ile neyin güzel halleri artırıcı ve neyin de noksanlaştırıcı olduğunu bilebilirsin. Sen ancak işlediğin günahları azaltarak kayıplarını görebilir, onların ne olduğunu anlayabilirsin.”

Fudayl şöyle diyordu: “İşin başında şu anda anladığım gibi Kur’an’ı anlamış ve gece namazlarının tadını almış olsaydım, asla hiçbir hadisi şerif yazmaz ve Kur’an’dan başka hiçbir şeyle meşgul olmazdım.”

Şöyle denilir: “Gece namazının uzun olması, kıyamette rahatlık sebebidir ve bu namaz, kulun işlediği günahları temizler.”
Denilmiştir ki: “Gece namazları farz namazlardaki eksiklikleri tamamlar.”

Alimler, gündüz namazlarında, rükû ve secdenin fazla olmasını yani, fazla rekat kılmayı, gece namazlarında ise, kıyamın uzatılmasını müstehap görüyorlardı. Bilinmelidir ki, gece namazı bir bakıma Rasulullah (s.a.v) için nafile idi. Çünkü onun, farz namazlarda bir eksikliği yoktu. Bizler için ise farzlarımızı tamamlayıcı olduğundan daha gereklidir. Hz. Peygamber (s.a.v) bir hadislerinde şöyle buyurmuştur

“Kişi akşam yattığında şeytan, başının üzerinde üç düğüm düğümler. O uykusundan uyanıp kalktığında, oturur ve Allah’ı zikrederse birinci düğüm çözülür. Abdest aldığında, ikinci düğüm çözülür. İki rekat namaz kıldığında ise, düğümlerin hepsi çözülür. Böylece sabaha hoş bir halde huzur ve neşe içinde çıkar. Aksi halde tembel ve perişan bir vaziyette sabahlar.”439


Yine bir hadiste şöyle buyrulmuştur:

“Kişi, ibadetlerini yapmadan yatıp uyursa, şeytan onun kulağına bevl eder.”440



Diğer bir hadiste ise şöyle denmektedir:

“Şeytan kişinin burnuna girer, onu yalar ve gözüne sürme çeker. Şöyle ki; burnuna girdiğinde ahlakı kötüleşir. Onu yaladığında, kötü konuşmada aşırı gider. Gözünü sürmelediğinde ise, artık sabaha kadar uyanamaz.”441


Gece ibadetine kalkmak için, şu üç şeye dikkat ederek kalbi kuvvetlendirmek gerekir: Helal yemek, tövbede istikameti korumak, Allah’ın azabının korkusu ile hüzünlenmek yahut ilahi müjdelerin şevki ile ümit içinde olmak.

Kulu, gece ibadetlerinden mahrum bırakan veya onu uzun süre gaflet içinde kalmaya mahkum eden üç sebep vardır. Bunlar şüpheli yiyecekler yemek, devamlı günah işlemek ve dünya endişesinin kalbi iyice kaplamasıdır.

12/6/2009

Ey kavm, Peygamberlerini taşlayan İsrailoğulları'nı hatırla

Ey kavm! şu halinle, tıpkı İsrailoğulları'na benziyorsun.

Düşmanının putlarına tapıyorsun. İsrailoğulları da öyle yapmıştı. Firavun'un zulmünden kurtulunca, gerçek kurtarıcılarını çabuk unuttular. Musa, Tur'a, Rabb'inin mesajını almaya gittiğinde, ellerindeki altın gümüş takılardan bir heykel yapıp tapmaya koyuldular. Bu taptıkları buzağı heykeli, kimin tanrısıydı biliyor musunuz? Kendi özgürlüklerine ve hayatlarına kasteden Firavun'un.

Kendi peygamberlerini taşlayan, linç eden, çarmıha geren İsrailoğulları gibi, iyilerini taşlıyorsun Ey Kavm! İçindeki iyiliği
taşladığını, onu katlettiğini bilmeden yapıyorsun bunu. Sizi aydınlatmak için yanan her ışığı, bir kova su alıp söndürmek için seğirtiyorsunuz. "Yangın var!" diye, isterik naralar atanların ardınca gidiyorsun.

Ey Kavm! Tıpkı, kendi peygamberlerine "Sen ve Rabbin gidip savaşın, biz oturup burada sizi bekliyoruz" diyen İsrailoğulları gibisin. Özgürlük uğruna bedel ödemeye yanaşmıyorsun. Sözleşmene ve kendine ihanet ediyorsun. Soğanı, sarmısağı özgürlüğe tercih ediyorsun. Hakikatin ardınca değil, cedlerinin ardınca gidiyorsun; ölülerini kutsuyor, fakat dirilerini öldürüyorsun.

İsa'nın diliyle "badanalı kabirlere benziyorsun" Ey Kavm! Dışardan alımlı-çalımlı görünmeye çabalıyorsun, fakat için leş gibi kokuyor. Akçaya ve korkuya iman ediyorsun. Efendilerin seni akça ve korkuyla güdüyor. O efendiler ki, onlar senin eserindir. Bu halinle sen, celladını doğuran talihsiz analara benziyorsun. Suçu savunuyor, suçluyu koruyor, mağduru tekmeliyorsun; zalimi yüceltiyor, mazlumu eziyorsun; değerlerini pazarlıyor, kimliğinden utanıyorsun.

Ey Kavm! Tufanın kokusu geliyor, fakat sen gemileri ve gemicileri taşlıyorsun. İbrahim'e su taşıyanları suçluyor, Nemrud'a odun taşıyanları alkışlıyorsun. Asiye'ye "asi", Hacer'e "zavallı", Meryem'e "günahkar" gözüyle bakıyorsun. Eğer Lady Godiwa işgalciler tarafından senin şehirlerinde çırılçıplak soyulup dolaştırılsaydı, hep birlikte kapı altından röntgenleyecekmiş gibi duruyorsun. Jean Dark'ın ateşini tutuşturmak için sıraya giriyorsun. Söyle Ey Kavm, içinde kaç Mata Hari besliyorsun?

Nuh Kavmi'ni unutma!

Sodom'u unutma!

Ad Kavmi'ni, Semud Kavmi'ni unutma Ey Kavm!

Kulun gücünün bittiği yerde

"Allah" dedik biz; "Allah'ın var neye muhtaçsın, Allah'ın yok neyin var!" dedik. Allah derken, "anlam" dediğimizin farkındaydık. Onun için "Allahsızlığı anlamsızlık" bildik. Allah demekle, hayatımızın sadece sevinçlerine değil, acılarına da anlam kattık. Acılarımız dahi anlam kazandı. Istırabımızdan "umut" damıttık, derdimizden "merhem" yaptık, acımıza "aşık" olduk; aşkımız acımıza, acımız aşkımıza dönüştü.

Bildik ve inandık ki, "kulun gücünün bittiği yerde Allah'ın yardımı başlardı". Onun için, yürek tarlasına acı ektik. Ta yürekten "Meta nasrullah: Yardımın ne zaman?" demeden, O'nun karşısında acziyetinizi ve muhtaçlığınızı kabullenmeden, acıyı yüreğinizin sarnıcından imbik imbik damıtmadan, devranın dönmeyeceğini öğrendik.

İmanın en büyük imkan olduğunu, kalbimiz kederden kaburgalarımızı zorladığında, gece yarılarında doğum sancısından beter sancılara durduğunda bir kez daha anladık. Duaya davet edildiğimiz kapının davetine uyduk ve dualara durduk. Bildik ki, davete icabet edenin davetine icabet edilir: Biz de O'nu davet ettik.

Kimimiz zarfına adresi doğru yazdı fakat içini doldurmadan boş zarf attı, kimimiz içini doldurup pulunu unuttu, kimimiz verdiği adreste bulunmadı, kimimiz hiç adres veremedi ve kimimiz de yalan ve yanlış adres verdi.

Davetiyesinde hiç eksiği bulunmayanlarımızın ise bir kusuru vardı: Konuğuna sunacak som ve bütün bir yürek bulamamak. Korku putlarına, umut putlarına, sevgi putlarına ardiyelik yapan, antik Atina'nın tanrılar mahzenine dönmüş Panteon'undan beter bir yüreğe sahip olmak.

İşte bunun için davet edemedik. Ettikse, davetimiz kabul görmedi. Gücümüzün müntehasına dayanmadan, elden geleni yapmadan ettik; bitmeden "bittik!" dedik. Eğer gerçekten bitseydik ve "bittik!" deseydik, "Dayan, yettim!" diyen mutlaka olacaktı.

Hz. Peygamber'in Taif dönüşü gerçekten bittiği ve "bittim!" dediği gün, tarihin bahtı değişmiş, davetiyesi adresine ulaşmış ve "Yettim!" cevabı gelmişti. O, Taif dönüşü, yeryüzünün olanca genişliğine rağmen kendisine dar geldiği ve kavminin varlığını ortadan kaldırmak için fırsat kolladığı kritik bir anda, Yüce Dergah'a şu davetiyeyi göndermişti:

Allah'ım!

Kuvvetimin tükendiğini sana arz ediyorum.

Gücümün azaldığını,

İnsanların gözünde küçük düştüğümü sana şikayet ediyorum.

Ey Merhametlilerin en Merhametlisi!

Sensin mustaz'afların Rabb'i

Sensin benim Rabb'im!

Beni kimlerin eline bıraktın?

Bana gaddarlık yapan ötekilerin eline mi?

Yoksa, davamı ipotek edecek bir düşmana mı?

Eğer sen bana gücenmedinse,

Kesinlikle bunlara aldırmıyorum.

Lakin yardımın beni rahatlatacaktır.

Senin nuruna sığınırım;

karanlıkları aydınlatan nuruna,

dünya ve ahiretimi aydınlatacak nuruna...

Gelecek gazabın, bana ulaşabilecek öfkenden

kaçıp kurtulacak bir sığınak arıyorum.

İşte Sana sığınıyor ve aldırmıyorum; yeter ki razı ol.

Güç ve kuvvet Sendendir,

yalnız Senden

12/6/2009

Cennet ALLAH'ın lütfu ve ihsanıdır....




CENNET ALLAH'IN LÜTFU VE İHSANIDIR....

Resul- i Ekrem :

"biraz önce Cebrail (as) yanıma geldi ve dedi ki:

"Ya Muhammed! Seni hak peygamber olarak gönderen Allah'a yemin ederim ki, Allah'ın kullarından biri, genişliği ve uzunluğu otuz arşın olan denizde bulunan bir dağın tepesinde Rabbine beş yüz sene ibadet etti. Deniz onu her taraftan dört bin fersah kuşatıyordu.Allah Teala ona parmak gibi bir yerden , tatlı su akıtan, çoğalıp dağın eteğinde toplanan bir kaynak çıkardı.Bir nar ağacı , ibadet ettiği her günün gecesinde ona bir nar veriyordu.Akşam olunca abdestini tazeleyip bu narı alarak yiyordu.Sonra namaza kalkıp, eceli geldiğinde secdede iken ruhunu alması için yalvarıyordu."
"Allah onun duasını kabul etti. Biz melekler ona uğrarız, onun hakkında geleceğe ait şu bilgileri elde ederiz:

"O kıyamet günü diriltilip Allah'ın huzuruna çıkarılınca, Allah Teala:

"Kulumu rahmetimle cennete koyunuz" buyurur.kul :

"Ya Rabbi! Ömür boyu işlediğim amelimle cennete gireyim."

Allah Teala yine:

"Kulumu rahmetimle cennete koyunuz"

"Ya Rabbi ! Amelimle girmeyi isterim" deyince:

"Kulumun ameli ile benim verdiğim nimetimi kıyaslayınız" buyurur.Göz nimetinin, beş yüz senelik ibadetten daha ağır geldiği anlaşılır. Allah'ın kuluna verdiği sıhhat nimeti, şükrü eda edilmemiş olarak kalır.Allah Teala:

"Kulumu cehenneme atınız" buyurup cehenneme doğru sürüklenince:

"Ya Rabbi! Rahmetinle beni cennete koy" diye yalvarır.Allah Teala:

"Ey kulum! Sen hiçbir şey değilken seni kim yarattı?"

"Sen yarattın Rabbim!"

"Sana beş yüz sene ibadet etmek için , kim kuvvet verdi?"

" Sen Ya Rabbi"

" Seni koca denizin ortasında bir dağa indiren, sana tuzlu suların ortasında tatlı su çıkaran, senede bir defa meyve veren ağaçtan her gece bir nar bitiren, sen secde halinde ölmeyi arzu ettiğinde, duanı kabul eden kimdir?"

"Sensin Ya Rabbi!"

"İşte bunlar benim rahmetim iledir. Seni de rahmetimle cennetime koyacağım."

"Ey meleklerim! Kulumu cennete koyunuz.Ey kulum! Sen ne iyi bir kulsun buyurur ve onu cennetine koyar. Cebrail (as) sonunda:

"Ya Muhammed! Her şey Allah'ın rahmeti iledir" der.

12/6/2009

Cennet Bedava, Cehennem Parayla...


* Namaz kaç para?

* Abdest kaç para?

* Şehadet kaç para?

* Namuslu yaşamak kaç para?

* Kur’an okumak kaç para?

* Terbiyeli olmak kaç para?

* Şerefli yaşamak kaç para?

* Günahtan korunmak kaç para?

Bir de Cehennemin Fiyat Tarifesine Bakalım;

* Namussuzluk parayla

* Kumar parayla

* İçki parayla

* Zina parayla

* Şerefsizlik parayla

* ...ların hepsi parayla

* Cehenneme giden bütün yollar parayla...

Birileri parayla Cehennemi kucaklıyor da bedava Cennet’e gelmiyor.
Hem Cehennem'e girmek için sadece para da yetmiyor başka bi takım vasıflarınız da olsması lazım;

* İnkârcı olacaksın.

* Kur’ân-ı Kerîm’i beğenmeyeceksin.

* Dinin emirlerine karşı geleceksin.

* Allah’ın emirlerini yaşamaya değer görmeyeceksin.

* Bu asırda Kur’ân-ı Kerîm bizi idare edemez diyeceksin.

* İçki, kumar, zina, hırsızlık, hortumculuk günah değil diyeceksin.

* Fâiz alıp-vereceksin.

* Rüşvet alıp-vereceksin.

* Yalan, dedikodu, gıybet, iftira, dalga, dubara ile sarmaş dolaş olacaksın.

* haram-helâl tanımayacaksın.

* İnsanları aldatacaksın.

* Namaz oruç zekât gibi ibâdetlerin semtine bile uğramayacaksın.

* Yetim malını zimmetine geçireceksin.

* Eline geçen imkânları ve fırsatları har vurup harman savuracaksın; yani israf edeceksin.

* Kul hakkını zimmetine geçireceksin. Bu hakla ahirete göçeceksin.

* Konuştuğun zaman yalan söyliyeceksin. Vaad ettiğin zaman yerine getirmiyeceksin. Sana emanet edilene ihanet edeceksin.

* Karının kızının oğlunun derbeder yaşantısına göz yumacaksın.

* Menfaatin için mukaddesatını ve mukaddeslerini satacaksın.

* Kendin ve aile efradın için Müslümanca yaşanacak bir ortam oluşturmayacaksın.

* Neslin bozulmasına zemin hazırlayacaksın.(özellikle bu madde birçoğumuzu ilgilendiriyor galiba)

4/6/2009

Dünyayı enam 32'deki gibi sev...


DÜNYAYI ENAM 32'DEKİ GİBİ SEV...

Bu dünya hayatı, bir oyundan eğlenceden ve geçici bir zevkten başka bir şey değildir; ama ahiret hayatı Allah'a karşı sorumluluklarının bilincinde olanlar için çok daha güzeldir. Öyleyse aklınızı kullanmaz mısınız?

ALLAH'I AL-İ İMRAN 31'DEKİ GİBİ SEV...

De ki [ey Peygamber]: "Eğer Allah'ı seviyorsanız bana tâbi olun ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı affetsin; zira Allah çok affedicidir, rahmet kaynağıdır."

ALLAH'TAN BAŞKASINI TEVBE 24'TEKİ GİBİ SEV Kİ....

De ki: "Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, mensup olduğunuz oymak ya da boy, kazanıp (biriktirdiğiniz) mallar, kötüye gitmesinden kaygılandığınız ticaret, hoşlandığınız konutlar size Allah'tan ve O'nun Elçisi'nden ve O'nun yolunda kavga vermekten daha gönül bağlayıcı geliyorsa, bekleyin o zaman Allah iradesini açığa vuruncaya kadar; (32) Ve [bilin ki,] Allah, günaha gömülüp gitmiş bir topluluğa asla hidayet etmez".

ALLAH DA SENİ MERYEM 96 'DAKİ GİBİ SEVSİN VE SEVDİRSİN...

İman edip yararlı işler yapanlar ise, muhakkak Rahman, onlar için bir sevgi verecek, gönüllere sevdirecektir.

RABBİMİZİN RAHMET VE MUHABBETİNE KAVUŞMAMIZ DUASIYLA...





Gevşemeyin... Üzülmeyin...
Eğer inanıyorsanız en üstün sizsini
z

4/6/2009

Ölüm gelince titreyemiyeceksin....

Ey ölümlü fâni nefsim!

Elbette bir gün nefesin kesilecek.
Hem de hic ummadıgın bir anda, hic beklemedigin bir yerde.
İste o zaman umutların tükenecek, dünyan kararacak, göz kapakların hic acılmamak üzere kapanacak,
aglasanları duyamayacak kadar sagırlasacaksın.
Kalbinden hicbir ses gelmeyecek, nabzın etrafındaki vaveylaya inat, hic atmayacak.
O kibirle, gururla, firavun gibi tozları savurdugun ayaklarının mecali kesilecek,
nice günahlar işledigin ellerin iki yanında mıhlanmıs gibi duracaklar.
O hain gülüsünle, hic solmayacakmıs gibi duran meymenetli yüzün burusup pörsüyecek ve
nühusetli bir eda ve abus bir cehre ile terk edeceksin o cok sevip, ugruna en kıymetli seylerini
tereddütsüz feda ettigin dünyanı...
Ve terk edileceksin dostların tarafından, küreklerinden atılan topragın altında bırakılarak!
Ne neslin, ne malın, ne canın, ne rütben, ne de dünyevi dostların hicbir teselli veremeyecekler sana...
O dem sesler kesilecek, tek renkli dünyana göc edeceksin!
Bagırmak isteyeceksin bagıramayacaksın, pisman oldugunu defalarca haykırmak isteyeceksin, dilin tutulacak...
Geri dönmek isteyeceksin, 'Bir kez daha!' diyeceksin.
Kapıların sımsıkı kapalı olduğunu göreceksin.
Hıckıra hıckıra aglamak isteyeceksin, gözünden tek damla yas akmadıgını göreceksin.
Kendi kendine hayıflanıp, bes para kıymeti olmayacak serzenislerde bulunacaksın.

Ha bire; sen vardım dedin, yok oldun iste!!...
Sen oldum dedin öldün be iste!!...
Sen bildim dedin unutuldun iste!!...

Gözün varken görmedin, kulagın varken dinlemedin, kalbin varken hissetmedin, aklın varken anlamadın...
Simdi hepsini kaybettin.
Sana hizmet eden bütün arzuların; artık senin nankörlügün, nâkadirsinaslıgın, vefasızlıgın,
emanete hıyanet etmekligin yüzünden senden sikâyet etmeye baslayacaklar.

Ey miskin nefsim!
En ufak bir menfaatin icin, en habis seytanların ayaklarını öpecek kadar zillete düsüyorsun.
Sonsuz ve hakiki bir menfaat icin neden basını secdeye götürmekte tereddüt ediyorsun?
Hangi cesaretle kullugun izzetini elinin tersiyle itiyorsun?
Karanlık ve soguk cehennem atesinin seni yakmayacagına dair elinde bir senet mi var?
O karacık ve daracık kabre konulmamak icin bir taahhüt mü aldın yoksa?

Titre nefsim, titre!
Titre de kendine gel!

Cünkü ölüm gelince titreyemeyeceksin

23/4/2009

Kadın Kadına



Kadin olmak demek anne olmak demek.

Resullullah s. a. v söyle buyuruyor:Cennet annelerin ayagi altinda.
ama nasil anne islamin isiginda yasayan vede evladinada yasatan annelerden bahsediyor.

bir kadin Rabbine kullugu edip Resulunun yolundan gidiyor vede evde esine hizmet edip cocugunu guzel yetistirdigi zaman tam mumin bir kadindir.

kadin evde is yapmak zorundami peki?

Tabikide zorunluk diye bir sey yok. bir gun Resullullaha sahabe hanimlari gelip ya Resullullah erkekler savasiyor cihadin sevabini aliyorlar,bizse evde oturuyoruz bize öyle bir sey söyleki onlarla ayni sevabi alalim Resullullah buyurduki sizde Allah rizasi icin evin isini yaptiginiz vakit ayni sevabi alirsiniz.

nekadar guzel bir haber,arkadaslar biz her gun bu isi yapiyoruz bunun niyetini Allah rizasi icin deyelim vede hergun cihat sevabini alalim.

kadin evdeykende onun nafakasini karsilamak tamamen esine aittir islamda erkek kendi varligi ölcusunde kadinin nafakasini karsilamak zorundadir.

saglayamiyacaksa evlenmez kadinin nafakasi gibi ilac tedavi mesru suslenme masraflarida erkeye aittir.

talakla bosanan kadinin iddet muddeti bitinceye kadar nafakasi erkeye aittir.

kaynagi:
Izahli kadin ilmihali ansiklobedisi sy27A.Uysal

ve bir cok fikih kitaplarinda bu konu anlatilmaktadir.

son olarakta kadinlar nazik vede hassas varliklardir,tipki bir gul gibi onlara gul gibi muamele ederseniz mutlaka karsiliginda yuvasina dört elle sarilip sahip olan bir kadin bulursunuz.yeterki onlarinda duygularinin oldugunu unutmayalim.

kadin sadiktir

kadin annedir

kadin merhametlidir

kadin yuvasina sahip cikandir

kadin bir guldur

 

23/4/2009

Ölüm ve Sonrası Neler Oluyor?‏



Ölum aninda ruh, bu dunyadaki insanlarin icinde yasadiklari boyuttan ayrilirken, geride cansiz bedenini birakir. Deri degistiren canlilar gibi, bu dunyadaki bedenini geride birakir ve asil hayatina dogru ilerler.

Ancak geride kalan bedenin karsilasacaklari da ibret vericidir. Ozellikle bu bedene hayattayken gereginden fazla deger verenler icin.

Peki oldukten sonra bu bedenin basina neler gelecegini ayrintili olarak dusundunuz mu hic?

Bir gun oleceksiniz. Belki hic beklenmedik bir sekilde. Ekmek almak icin bakkala giderken yolda bir araba kazasi gecireceksiniz. Ya da amansiz bir hastalik hayatiniza son verecek. Veya bir anda kalbiniz duracak.

Boylece olumu tatmaya baslayacaksiniz.

Bu andan itibaren de, bedeninizle hicbir iliskiniz kalmayacak. Hayat boyu "ben" dediginiz ve sahiplendiginiz o beden, siradan bir et parcasi haline gelecek. Olumunuzle birlikte bedeninizi baska insanlar tasimaya baslayacaklar. Etrafta aglayanlar, "daha dun buradaydi", "dag gibi adamdi" diyenler olacak. Sonra o bedeni alip evin bir odasina, belki de morga koyacaklar. Orada bir gece bekleyecek. Ertesi gun gomme islemleri baslayacak. Cansiz bedeni alip gasilhaneye goturecekler. Gorevli, kaskati kesilmis olan bedeninizi soguk suyla yikayacak. Ancak bu asamada olumun izleri de bedende asikar hale gelecek. Morarmalar baslayacak.

Daha sonra bedeni beyaz bir bezle, kefenle saracaklar. Sonra da tahta tabuta koyup ustune yesil bir ortu ortecekler. Cenaze arabasi gelecek, tabutu devralacak. Araba mezarliga dogru ilerlerken, yolda hayat devam edecek. Bazi insanlar cenaze geciyor diye saygi gosterecek, cogu kendi isine bakacak. Sonra mezarliga gelinecek. Tabut, sizi sevenler ya da seviyor gibi gorunenler tarafindan ellerde tasinacak. Etrafta muhtemelen yine aglayanlar, sizlananlar olacak. Sonra o kacinilmaz yere, mezara gelinecek. Ustunde sizin isminiz yazili... Bedeni tabuttan cikarip beyaz kefenle birlikte mezarin icine atacaklar. Ve sonra son is yapilacak. Ellerine kurek alanlar, beyaz kefenin icindeki bedenin uzerine toprak atmaya baslayacaklar. Kefenin agzini acip icine de toprak atacaklar. Agziniza, burnunuza, bogaziniza, gozlerinize topraklar dolacak. Topraklar yavas yavas kefeni ortecek. Biraz sonra isleri bitecek ve gidecekler. Mezarlik her zamanki derin sessizligine burunecek. Gidenler, kendi hayatlarina geri donecekler, ama gomulen beden icin artik hayatin hicbir anlami kalmamis olacak. Dunyadaki hicbir guzellik, hicbir guzel ev, guzel insan, guzel manzara artik o beden icin bir sey ifade etmeyecek. Bedeniniz, hicbir dostunuzla artik gorusemeyecek. Beden icin var olan tek sey, artik yalnizca toprak ve onun icindeki bakteri ve kurtlar olacak.

Oldukten Sonra Ne Hale Geleceginizi Hic Dusundunuz mu?

Zaten gomulmenizle birlikte bedeniniz hem icten hem de distan gelen etkilerle hizli bir parcalanma surecine girecek.

Vucutta oksijen kalmayacagindan, bir sure sonra mikroplar faaliyete gecerek bedene yayilacaklar.

Karinda toplanan gazlar cesedi sisirecek ve bu sislik vucudun her tarafina yayilarak, bedeni taninmaz hale getirecek.

Bundan sonra gazin diyaframa yaptigi basinctan dolayi agizdan ve burundan kanli kopukler gelmeye baslayacak.

Curume ilerledikce killar, tirnaklar, avuc icleri ve tabanlar yerlerinden ayrilacaklar.

Bu disdegismeyle beraber, ic organlarda da (akciger, kalp ve karacigerde) curume baslayacak.

En korkunc olay ise bu noktada gerceklesecek; karin bolgesinde toplanan gazlar deriyi zayif noktasindan patlatacaklar ve bedenden tahammul edilmez derecede pis kokular yayilacak. (Olu insan kokusu, dunyanin en igrenc kokularindandir.)

Bu sure icinde kafadan baslamak uzere, adaleler de yerlerinden ayrilacak.

Cilt ve yumusak kisimlar tamamen dokulecek ve iskelet gozukmeye baslayacak.

Beyin tamamen curuyecek ve kil gorunumunu alacak, kemikler baglantilarindan ayrilacak ve iskelet dagilmaya baslayacak...

Bu olay, ceset bir toprak ve kemik yigini haline gelene kadar boylece devam edecek.

"Ben" sandiginiz bedeniniz boylelikle korkunc ve igrenc bir sekilde yok olacak. Geride kalanlar sizden soz ederken, topraktaki tum kurtlar, bocekler ve bakteriler sizin etlerinizi kemirecekler.

Eger bir kaza sonucunda olur de, gomulmezseniz, o zaman cok daha feci bir manzara ortaya cikacak. Bedeniniz, sicak havada acikta kalmisbir et gibi, kurtlanacak, birkac gun icinde bir kurt yumagi haline donusecek. Kurtlar, son et parcasini da yiyene kadar iskeletin kivrimlari arasinda dolasacaklar.

Boylece "en guzel bir bicimde" yaratilmis olan insan hayati, olabilecek en korkunc bicimde sona erecek.

Peki neden?

Insan vucudunun oldukten sonra bu hale getirilmesi Allah'in dilemesiyledir. Ve bunun cok buyuk bir hikmeti vardir. Insan, kendisinin aslinda bedenden ibaret olmadigini, bedeninin yalnizca kendisine giydirilmisgec ici bir kilif oldugunu, bu korkunc sonu gorerek anlamali, bedenin otesinde bir varligi oldugunu hissetmelidir. Insan, sadece bedenden ibaret olamayacagini, bedenin otesinde onu bir arac olarak kullanan ruhun var oldugunu anlamalidir.

Allah kendini "et ve kemikten" ibaret sanan insana, belki de bunun bir aldanis oldugunu kavratmak icin boyle ibret verici bir son hazirlamistir.

Insan, bedeninin olumune bakmali, bu gecici dunyada adeta sonsuza kadar kalacakmis gibi sahiplendigi ve butun arzularina boyun egdigi bedeninin akibeti hakkinda dusunmelidir. O beden topragin altinda curuyecek, kurtlanacak ve iskelete donusecektir.

Blogcu ile yapıldı
Veda Hutbesi
Veda Hutbesi
Bismillahirrahmanirrahim

EY İNSANLAR!

Sözümü iyi dinleyiniz.Bilmiyorum, belki bu seneden sonra sizinle burada ebedi olarak bir daha birleşemeyeceğiz.
İNSANLAR!

Bu günleriniz nasıl mukaddes bir gün ise, bu aylarınız nasıl mukaddes bir ay ise, bu şehriniz (Mekke) nasıl mübarek bir şehir ise, canlarınız, mallarınız da öyle mukaddestir, her türlü tecâvüzden korunmuştur.


ASHABIM!

Yarın Rabbinize kavuşacaksınız ve bugünkü her hal ve hareketinizden muhakkak sorulacaksınız. Sakın benden sonra eski sapıklıklara dönüp de birbirinizin boynunu vurmayınız! Bu vasiyyetimi burada bulunanlar, bulunmayanlara bildirsin! Olabilir ki bildiren kimse, burada bulunup da işitenden daha iyi anlıyarak muhafaza etmiş olur.


ASHABIM!

Kimin yanında bir emanet varsa onu sahibine versin. Faizin her çeşidi kaldırılmıştır, ayağımın altındadır. Lâkin borcunuzun aslını vermek gerektir. Ne zulmediniz, ne de zulme uğrayınız. Allah'ın emriyle faizcilik artık yasaktır. Cahilliyetten kalma bu çirkin âdetin her türlüsü ayağımın altındadır. İlk kaldırdığım fâiz deAbdulmuttalib'in oğlu (amcam) Abbas'ın faizidir.

ASHABIM!

Cahilliyet devrinde güdülen kan dâvâları da tamamen kaldırılmıştır. Kaldırdığım ilk kan davası Abdulmuttalib'in torunu (amcazadem) Rebia'nın kan davasıdır.


İNSANLAR!

Bugün şeytan sizin şu topraklarınızda yeniden tesir ve hakimiyet kurmak gücünü ebedi suretle kaybetmiştir. Fakat siz; bu kaldırdığım şeyler dışında, küçük gördüğünüz işlerde ona uyarsanız bu da onu memnun edecektir. Dininizi korumak için bunlardan da sakınınız!

İNSANLAR!


Kadınların haklarını gözetmenizi ve bu hususta Allah'tan korkmanızı tavsiye ederim. Siz kadınları, Allah emaneti olarak aldınız; onların namuslarını ve iffetlerini Allah adına söz vererek helal edindiniz. Sizin kadınlar üzeridne hakkınız, onların da sizin üzerinizde hakları vardır. Sizin kadınlar üzerindeki
hakkınız, onların, aile yuvasını, hoşlanmadığınız hiçbir kimseye çiğnetmemeleridir. Eğer razı olmadığınız herhangi bir kimseyi aile yuvanıza alırlarsa, onları hafifçe döğüp sakındırabilirsiniz. Kadınların da sizin üzerinizdeki hakları, memleket göreneğine göre, her türlü yiyim ve giyimlerini temin etmenizdir.


MÜ'MİNLER!


Size bir emanet bırakıyorum ki ona sıkı sarıldıkça yolunuzu hiç şaşırmazsınız. O emanet Allah Kitabı Kur'andır.
MÜ'MİNLER!
Sözümü iyi dinleyiniz ve iyi belleyiniz! Müslüman müslümanın kardeşidir, böylece bütün müslümanlar kardeştir. Din kardeşinize ait olan herhangi bir hakka tecavüz başkasına helal değildir. Meğer ki gönül hoşluğu ile kendisine vermiş olsun...


ASHABIM!

Nefsinize zulmetmeyiniz. Nefsinizin de üzerinizde hakkı vardır.

İNSANLAR!

Allah Teala her hak sahibine hakkını (Kur'an'da) vermiştir. Varise vasiyet etmeğe lüzum yoktur. Çocuk kimin döşeğinde doğmuşsa ona aittir. Zina eden için mahrumiyet vardır. Babasından başka bir soy iddia eden soysuz, yahut efendisinden başkasına intisaba kalkan nankör, Allah'ın gazabına, meleklerin lanetine ve bütün müslümanların ilencine uğrasın! Cenab-ı Hak, bu gibi insanların ne tevbelerini, ne de adalet ve şahadetlerini kabul eder.

İNSANLAR!

Rabbiniz birdir. Babanız da birdir; hepiniz Âdem'in çocuklarısınız, Âdem ise topraktandır. Allah yanında en kıymetli olanınız, O'na en çok saygı göstereninizdir. Arabın Arap olmayana -Allah saygısı ölçüsünden başka- bir üstünlüğü yoktur.
İNSANLAR!
Yarın beni sizden soracaklar, ne diyeceksiniz?

"-Allah'ın elçiliğini ifa ettin, vazifeni yerine getirdin, bize vasiyet ve öğütte bulundun diye şahadet ederiz." (Bunun üzerine Resûl-i Ekrem mübarek şahadet parmağını göğe doğru kaldırarak sonra da cemaat üzerine çevirip indirerek şöyle buyurdu.)

Şahid ol yâ Rab!
Şahid ol yâ Rab!
Şahid ol yâ Rab!
Kuran-ı Kerim
Kütüphanem
» 40 Hadis
»
Vaazlar
»
Sorularla Dinimizi Öğren
»
islamda Cinsel Hayat
»
Adet, Lohusalık, Regl
»
Dua nedir? Çeşitli Dualar
»
Din Nedir?
»
İman Nedir Nasıl edilir
»
Adab-ı Muaşeret
»
Resimli Flash Şiirler
»
Hz.Muhammed Hayatı
»
MEZHEPLER
Adab-ı Muaseret
» Selamlasma Adabi
»
Saygı Adabı
»
Kardeşlik Adabı
»
Komşu Adabı
»
İzin İsteme Adabı
»
Yemek Adabı
»
Elbise Adabı
»
Doğruluk Adabı
»
Sır Tutma Ahlakı
Namazlar(Resimli)
» Namazın Kılınışı Resimli
» Namaz Kılma Tablosu
»
Cuma Namazı Kılınışı
»
Bayram NanazıI
»
Cenaze Namazı
»
Kaza Teravih Yolcu Namazları
»
Sehiv Secdesi (Unutma Secdesi)
Abdest (Resimli)
» Abdestle ilgili Bilgiler
»
Abdest Alınışı Resimli
»
Abdesti Bozan ve Bozmayan Durumlar
»
Gusülle ilgili Bilgiler
»
Teyemmüm Bilgiler
»
Teyemmüm Resimli
Mubarek Gün-Gece
» Kadir Gecesi
»
Mevlüt Kandili
»
Regaib Kandili
»
Miraç Kandili
»
Beraat Kandili
»
Mübarek Günler
»
Üç Aylar
» Kandil Mesajları
Kıssadan Hisse
» 33 ADIM
»
86400 Saniye
»
Hüzün
»
İcki Icmek
»
Sakat Köpek
»
Kirlangic
»
Sevgi Agaci
»
Yaban Kazlari
»
Dini Hikayeler TÜMÜ
Önemli Dini Bilgiler
» Oruç ile ilgili Bilgiler
»
Zekat ile ilgili Bilgiler
»
Hac ile ilgili Bilgiler
»
Kurban ilgili Bilgiler
»
VEDA HUTBESİ
Hurafeler
» SiHiR = BÜYÜ
» Çaput Bağlamak
» MUSKA
» Mum Yakmak
» Kurşun Dökmek
» Fal Açmak
» Günlerin Uğursuzluğu