12/6/2009
Bütün geceyi ibadetle geçirenler

Geceyi ihya ile meşhur olan kimseler, kırk veya otuz sene yatsı abdestiyle sabah namazını kılanlardır. Tabiun’dan kırk kadar insanın bu şekilde yaptığı rivayet edilmiştir. Bunlara örnek olarak şu zatları zikredebiliriz:
Medine’den Said b. el-Museyyeb ve Safvan b. Süleym.
Mekke’den Fudayl b. I’yaz, Vüheyb b. el-Verd el-Mikyân.
Yemen’den Tâvus ve Vehb b. Münebbih.
Kufe’den Rebî’ b. Heysem, Hakem b. Uyeyne.
Şam’dan Ebu Süleyman Dârânî, Ali b. Bekkar.
İbad’tan Ebu Abdullah el-Havvas, Ebu Asım.
İran’dan Habîb Ebu Muhammed ve Ebu Cabir es-Selmanî,.
Basra’dan Malik b. Dinar, Süleyman et-Teymî, Yezid er-Rekkaşî, Habib b. Ebi Sabit, Yahya el-Bikai ve Kahmes b. el-Minhal.
Kahmes, bir ayda Kuran-ı Kerim’i doksan defa hatmediyor ve anlamadığı ayetleri dönüp tekrar okuyordu.
Medine’li Ebu Hazim Muhammed b. el-Münkedir de bunlardandır. Bu zatların sayılarını çoğaltmak mümkündür. Bunlar bütün geceyi ibadetle geçirenlerin meşhurlarından bazılarıdır.
Mürid, isterse gecenin ilk üçte bir kısmında uyur; ortasında kalkar ve son altıda bir kısmında tekrar uyur. Veya gecenin yarısına kadar uyur, üçte bir kısmını ihya eder ve altıda bir kısmında uyur. Rivayet olunduğuna göre bu, gece kıyamının en faziletlisi olup, Allah’ın Nebisi Davud aleyhisselamın da tercihi idi. Bu konuda iki rivayet vardır. Kul isterse, her iki durumda önce gece ibadetini yapar, vitir namazını sahur vaktine bırakır.
Gecenin yarısında kalkarsa; uykusunu, gecenin ilk ve son kısmına taksim eder. Gecenin üçte birinde kalkarsa; son altıda birinde uyur. Gecenin ilk kısmında ibadete kalkmayı ve uykusu gelinceye kadar devam etmeyi tercih ederse; uykusu geldiğinde uyur. Sonra ne zaman uyanırsa kalkar, ibadet eder; tekrar uykusu bastırdığında yine yatar. Sonra gecenin son kısmında tekrar kalkar. Böylece o kimsenin bir çok defa kalkması ve uyuması söz konusu olur. Bu aslında bir bakıma gece ile yarışmaktır ve amellerin en zor olanlarından olup, Yüce Allah ile huzur hâline ulaşan, kalbi uyanık, ibret ve zikir ehli salihlerin yoludur. Hz. Rasulullah’ın (s.a.v) ahlakı bu idi. Enes b. Malik şöyle demiştir:
“Geceleri Rasulullah’ı (s.a.v) uyurken görmek istersen, görebilirdin. Kendisini gece ibadete kalkmış olarak görmek istersen yine görebilirdin.”429 Hem uyur ve hem de ibadete kalkardı. Bu aynı zamanda İbn Ömer’in ve gece ibadeti konusunda azim sahibi olan sahabilerin yoludur. Tâbiun’dan bir çok kimse de böyle yapardı.
Biz gece içerisinde bir çok defa kalkan ve uykuya yatan insanların varlığını görüyoruz. Bunlar için uyku ve kıyam eşit olur. Bu, ancak kalbi daima manevî uyanıklık halinde ve Allah’tan vahiy almakta olan nebiler için mümkündür. Bu yola ancak, bu yolun azığı olan sebeplerin varlığıyla sülûk etmek mümkündür. Çünkü her yol, kendisine uygun bir azık ve bir hazırlıkla kat edilebilir. O halde kim bir yolu kat etmeyi murat ederse, onunla ilgili azığı almalı ve gerekli gayreti göstermelidir. Gece ibadetine kalkmak için kula destek verecek yardımcı sebeplerden bazıları şunlardır:
Kalbi saran bir düşünce, kalbin kendisiyle sukûn bulduğu bir hüzün veya kalbin kendisiyle diri olduğu manevi bir uyanıklık, melekût alemiyle ilgili tefekkür, az yiyip az içerek mideyi boş bırakmak, gündüz kaylüle uykusuna yatmaktır. Bu arada dünya işleriyle ilgili çalışmalarla vücudunu fazla yormamalıdır. Bunlar gece ibadetine alışıncaya kadar müridin gerçekleştirmek durumunda olduğu riyazet ve tedbirlerdir. Bunları yapınca artık kalbindeki havf ve reca sayesinde uykusundan hemen uyanır ve ibadetini yapar.
Önceki kitaplarda430 Yüce Allah’ın şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: “Benim gerçek kullarım, gece ibadete kalktıklarında horozun ötmesini beklemezler.”431Bunda gece ibadetine ve sahur vaktinden önce kalkmaya, bir de gecenin son kısmında uyumaya bir teşvik vardır. Bunu biz, iki sebepten dolayı müstehab görüyoruz. Birincisi, gecenin son kısmında uyumanın, sabahleyin dinç olmaya vesile olmasıdır. Alimlere göre, sabah vaktinde uyumak iyi değildir. Ancak uyumak durumunda olanlar, sabah namazından sonra uyurlar. İkinci ise, yüzün solgunluğunun ve sararmasının gitmiş olmasıdır. Çünkü, gecenin bir kısmını kaim olarak geçirirse de, gecenin sonunda uyuyan kimsenin yüzünün solgunluğu azalmış, hatta gitmiş olur. Ama bunun aksine gecenin bir kısmında uyusa, sonunu uyanık olarak geçirse, sabah olunca yine uykulu ve yüzü solgun olur. Oysa bu, şöhretin ve gizli şehvetin görünmeyen bir kapısıdır. Ayrıca geceleyin kalktığında ve gecenin sonunda çok su içmemelidir.
Hz. Aîşe şöyle demiştir: “Rasulullah (s.a.v), gecenin sonunda vitir namazı kıldığında gerekirse ailesinden birinin yanına giderdi. Yoksa namaz kıldığı yerde yatar, Bilal-i Habeşi sabah ezanını okumaya gelinceye kadar orada uyurdu.”
Yine Hz. Aîşe: “Rasulullah’ı (s.a.v) seher vaktinin özellikle son kısmında daima uyurken buldum” demiştir.
Diğer bir haberde de şöyle denmektedir: “Nebî (s.a.v), gecenin sonunda vitir namazını kılar, sağ yanı üzerine yatar ve biraz uyurdu. Sonra Bilal-i Habeşi gelir, ezan okur ve beraberce namaza çıkarlardı.”432
Selef, vitir namazından sonraki bu uykuyu, müstehab görürdü. Hatta onlardan bazısı bunun sünnet olduğunu söylerdi.
Ebu Hureyre ve Mervan da onlardandır. Gecenin son kısmında ve son üçte bir kısmında uyumak, müşahede ve huzur ehli için bir ziyadelik sebebidir. Çünkü bu, onlara Melekût alemini açar ve Ceberut aleminden ilimler dinlemelerine vesile olur. Amel ve mücahede ehli için ise, bir sekinettir. Bundan dolayı sabah ve ikindi namazlarının ardından namaz kılmak men edilmiştir. Çünkü amel ehli, gece ve gündüz evradını yaparlar, bu vakitlerde ise, istirahat ederler.
Gecenin son kısmında uyumak, müşahede ve manevi uyanıklık sahibi olanlar için bir ziyadelik vesilesi olurken, sehv ve gaflet ehli için bir noksanlık sebebidir. Çünkü, bu vakitler onların ibadetlerinin sonu olup, istirahata çekilirler. Nitekim, aynı vakitler gaflet ehli ve uykucular için, gaflet ve uyku zamanlarıdır. Bu da, onlar için bir noksanlık sebebidir.
Gece namazını bir çok rekat olarak kılanlar, aralarını tesbihle ayırmalıdır. Selam verdiğinde yüz defa tesbih getirir ki; bu onun için bir dinlenme ve tekrar namaz kılmaya yardımcı olur. Bu durum, şu ayetin manası içinde yer almaktadır:
“Gecenin bir bölümünde ve secdelerinin ardında onu tesbih et.”433
Burada “secdenin ardından” maksat, namazın ardından tesbih et, demektir. Bu tefsir, ayeti mensub (üstün) okuyan alimlerin kıratına göredir.
Eğer daha fazla ibadet etmek istiyorsa, gecenin ilk kısmında olan iki virdini yapar. Bunlardan biri akşamla yatsı arasında, diğeri de insanların yatmasından önceki virdleridir. Bu virdler, bazı alimlere göre, gündüzü oruçla geçirmekten daha faziletlidir. Sonra dördüncü virdi, olan iki fecr arasındaki virdini yapar. Bu ise, gecenin son üçte birinin ilk kısmında yapılır. Beşinci virdini seher vaktinin sonunda, ikinci fecrin doğmasından önce yapar. Bu zaman, özellikle Kur’an okumaya ve istiğfar getirmeye daha uygundur. Özellikle namaz kılmaya alışmış değilse, bu vakitleri kıraat ve istiğfarla ihya eder.
Nakledilen bir habere göre, Muaz, Ebu Musa’ya: “Gece kıyamını nasıl yapıyorsun” diye sordu. O da: “Geceyi bütünüyle ibadetle geçiriyor ve hiç uyumuyorum, Kur’an kıraatına üstünlük veriyorum.” dedi. Bunun üzerine Muaz: “Fakat ben geceyi hesap ederek yaklaşık eşit bir şekilde uyuyor ve kalkıp ibadet ediyorum” dedi. Bu durum, Rasulullah’a anlatıldı. Efendimiz (s.a.v) Ebu Musa’ya:
“Muaz, senden daha fakihtir, işin gerçeğini daha iyi kavramıştır.” buyurdu.
Onlardan bazıları, uyku bastırıncaya kadar uyumazdı. Seleften biri şöyle demiştir: “Bu, benim ilk uykumdur. Eğer bir defa uyanır da tekrar uykuya dönersem Allah beni uyutmasın.”
Fezâre eş-Şamî’ye ebdalin evsafından soruldu. Onları tanıyan Fezâre şu karşılığı verdi: “Onların yemesi, sadece ihtiyaç halinde, uykuları uykunun galib gelmesi durumunda olur. konuşmaları zaruret miktarıncadır. Susmaları hikmetledir, ilimleri ilahi kudretledir.”
Bir başkasına da, bize Yüce Allah’tan korkan havf ehlinin sıfatlarını anlat denince, şöyle anlatmıştır: “Onların yemeleri hastanın yemesi, uyumaları ise suda boğulan kimsenin uyuması gibi az idi.”
Kul, gecenin beşte birini veya altıda birini ayakta ibadetle geçirmeyi terk etmemelidir. Bu da uzunluğu veya kısalığına göre, bir veya iki vird demektir.
Geceyi, zikirlerden herhangi bir çeşitle ihya eden kimse, gece ehli arasına dahil olur ve onlarla beraber onun da bir nasibi vardır. Kim gecenin bir kısmını veya yarısını ihya ederse; gecenin bütününü ihya etmiş gibi sevap kazanır.
Geceleyin yirmi rekat namaz kılıp, ardından vitir namazını kılan kimseye Allah, gecenin tümünü ihya etmiş gibi, sevap verir. Rasulullah (s.a.v), gecenin yarısında kalkar, ibadet ederdi. Bazen gecenin üçte birini, bazen da üçte ikisini ibadetle geçirirdi. Gece ibadetiyle ilgili malumat Müzzemmil sûresindeki ilk iki ayette yer almaktadır. Rasulullah (s.a.v), gecenin yarısı ile, altıda birinin yarısını ibadetle geçirirdi. Bazen gecenin dörtte birini, bazen altıda birini ibadetle geçirirdi. Bu da, bahsi geçen sûrenin son iki ayetinde zikredilmektedir.
Bu dediğimiz, ayeti “nısfıhı”, “sülüsihi” şeklinde kesre ile okuyan kıraata göredir. Ayetteki aynı kelimeleri mensup okuyan kıraata göre ise, gecenin yarısı ile altıda birinin yarısını, bazen da sadece yarısını ibadetle geçirirdi. Gecenin sadece üçte birini ibadetle geçirdiği de olurdu. Biz bunu, ilk ayetin tefsirinde zikrettik.
Rasulullah’a (s.a.v) gece namazı farz idi. Sûrenin birinci ayetinde yüce Allah, ona gece kalkmayı emretmektedir. Diğerinde ise, onun ne şekilde kalktığını haber vermektedir. Buna göre, haber verdiği şey, onun devam etmekte olduğunu en güzel şeklidir. Yüce Allah, Peygamberine (s.a.v) şu emri vermiştir:
“Birazı hariç, geceleri kalk namaz kıl. Gecenin yarısını ibadetle geçir. Veya bu miktarı biraz azalt ya da çoğalt.”434
Burada görüldüğü gibi, Yüce Allah: “Gece kalk namaz kıl” buyurmuştur. Sonra bundan az bir kısmını istisna ederek: “azı hariç” buyurmuştur. Peşinden gelen ayette şu açıklamayı getirdi:
“Duruma göre gecenin yarısında, veya bundan biraz daha azında veya fazlasında ibadet etmen de yeterlidir.”
Yüce Allah en iyisini bilir, bu ayetin manası şu olsa gerek: İbadetini gecenin altıda birinin veya üçte birinin yarısı kadar azalt” Çünkü, Arapça’da noksan denilince anlaşılan en az miktar, bu ikisi kadardır. Sonra yüce Allah, “veya onu çoğalt” buyurdu. Yani gecenin yarısına ilavede bulun. Burada sanki, altıda birinin yarısını ona geri vermiştir. Çünkü Yüce Allah, diğer ayette onun gecenin üçte ikisinin daha azını kıyam halinde geçirdiğini haber vererek şöyle buyurmuştur:
“Resulüm, senin gecenin üçte ikisine yakın kısmını, bazen yarısını bazen de üçte birini yatmadan ibadetle geçirdiğini Rabbin bilmektedir.”435
Bu da, yarısı ve altıda birinin yarısı demek olur. Nitekim Arapça’da noksanlaştırma deyince anlaşılacak en az budur. Sonra: “Allah senin gecenin yarısında ve üçte birinde kalkıp ibadet ettiğini bilmektedir.” buyurdu. Bu haberler, ayetteki ilgili yerleri kesre ile okuyan kıraata daha uygun düşmektedir. Çünkü buna göre, bu miktar gecenin dörtte veya üçte biri demektir. Veya üçte birinden daha az, yani altıda biri veya altıda birinin yarısı demek olur. Bu hususta Hz. Aişe şu rivayette bulunmaktadır: “Rasulullah (s.a.v) sabaha yakın horoz ötüşünü işittiğinde kalkar ibadet yapardı.”436 Bu Efendimiz’in (s.a.v), sadece seher vaktinde olan ibadetiydi. Bunun da gecenin altıda biri veya bunun yarısı olduğu anlaşılmaktadır. Bunda, gece ibadete kalkanlar için bir genişlik ve ruhsat vardır. Biz diyoruz ki, bu yaklaşık bir ifadedir, sayı ve sınır bildirmez. Şüphesiz en iyisini Allah bilir.
Bizim tercih ettiğimiz kıraat, nasb (üstün okunan) kıraatıdır. Çünkü bu durumda, gece ibadetinin daha fazla yapılması ve Rasulullah’tan gelen emre uygunluk söz konusudur. Nitekim, bir hadiste şöyle rivayet edilmiştir:
“Bir koyun sağılabilecek kadar bir süre olsa bile gece kalk namaz kıl.”437 Bu da dört veya iki rekat demektir.
Ebu Süleyman şöyle dedi: “Kim gündüzünü ibadetle geçirirse, bu gecesi için yeterli olur.” Yine şöyle derdi: “Gece ehli, üç sınıfa ayrılır: Bir kısmı Kur’an kıraat eder, okuduğunu tefekkür eder ve ağlar. Bir kısmı da okuduğunu tefekkür eder, şaşar kalır anlayamaz ve bağıramaz. Ona dedim ki, bunlar niçin çığlık atarlar niçin şaşkınlığa düşenler? Şu karşılığı verdi: “Bunu açıklamaya gücüm yetmez.”
Bir adam, Hasan-ı Basrî’ye gelerek: “Ey Eba Said! Ben yattığımda gece ibadete kalkmayı istiyorum. Abdest suyumu da yanımda hazır bulunduruyorum. Ama kalkamıyorum. Bunun sebebi nedir?” dedim. O, şu cevabı verdi: “Ey kardeşimin oğlu, günahların seni bağlamaktadır.”
Hasan-ı Basrî, bir defasında çarşıya girdi. Oradaki insanların bağırmalarını ve boş konuşmalarını duyunca şöyle dedi: “Bu kimselerin gecelerinin kötü geçtiğini sanıyorum. Çünkü onlar kaylule uykusunu ihmal ediyorlar.”
Seleften biri şöyle demiştir: “Hesabı kötü olan bir tüccar, nasıl başarılı olabilir? O, gündüzleri boş işlerle geceleri de uykuyla meşgul oluyor.”
Sufyan-i Sevrî şöyle dedi: “İşlediğim bir günahtan dolayı, beş ay gece ibadetinden mahrum kaldım.” Kendisine, işlediğin bu günah nedir? diye sorulduğunda, şu cevabı verid: “Ağlayan bir adamı görmüştüm. İçimden: “Bu adam,gösteriş yapıyor!” dedim.
Seleften biri anlatır: Kürz b. Vebre’nin yanına girdim, ağlıyordu. Ona: “Neyin var? Akrabandan birinin vefat ettiği haberini mi aldın?” dedim. “Daha büyük” dedi. “Peki nedir?” diye sordum. Şu karşılığı verdi: “Kalbimin kapısı kapandı, üzerine perde çekildi. Çünkü geçen gece, cüzümü okuyamadım. Bu da ancak işlediğim bir günahtan dolayı başıma geldi.”
Muhammed b. Şebâne şunu nakleder: “Bağdat’ta hâli gizli güvenilir alimlerden biri şöyle diyordu: “İbn Safî el-Bakkal’ı Dinever’de dinledim. Şöyle diyordu: Dinever şehrinde iki hapishane vardı. Ben, otuz küsür yıl bunların kapısı önünde durup, bekçiler tarafından yakalanıp getirilen her kişiye: Yatsı namazını cemaatle kıldın mı? diye sordum. Hepsinin cevabı: “Hayır kılmadım!” oldu.”
Ebu Süleyman şöyle dedi: “Bir kimse, bir vakit cemaatla namaz kılmaktan mahrum kalırsa, şüphesiz bu, işlediği bir günah sebebiyledir.” Yine o şöyle demiştir: “İhtilam olmak bir çeşit cezadır. Cünüplük, uzaklaşma sebebidir. Çünkü o, cünüp olmakla namazdan ve Kur’an tilavetinden uzak kalır. Halbuki bunlar, Cenab-ı Hakk’a yaklaştıran birer ibadettir.” Cünüb, kelimesinin, uzaklaşma anlamında olduğu şu ayette de görülmektedir:
“Onlar farkına varmadan uzaktan kardeşini gözetledi.”438
Hasan-ı Basrî şöyle diyordu: “Kul, işlediği günah sebebiyle geceleri namaz kılmaktan, gündüzleri de oruç tutmaktan mahrum kalır.”
Alimlerden biri şöyle demiştir: “Ey insan, oruç tuttuğunda kimin yanında ve ne ile iftar ettiğine dikkat et. Çünkü yediği şeye göre, kulun kalbi ve düşüncesi değişir, önceki güzel haline bir daha dönemez.”
Bir diğeri şöyle demiştir: “Nice yiyecekler vardır ki, sahibini gece ibadetinden engeller. Nice bakışlar vardır ki, Kuran okumaktan alıkoyar. Kul bir şey yer veya bir iş yapar da, bunlardan dolayı bir sene boyunca gece ibadeti yapmaktan mahrum bırakılır. Güzel bir inceleme ve araştırma ile neyin güzel halleri artırıcı ve neyin de noksanlaştırıcı olduğunu bilebilirsin. Sen ancak işlediğin günahları azaltarak kayıplarını görebilir, onların ne olduğunu anlayabilirsin.”
Fudayl şöyle diyordu: “İşin başında şu anda anladığım gibi Kur’an’ı anlamış ve gece namazlarının tadını almış olsaydım, asla hiçbir hadisi şerif yazmaz ve Kur’an’dan başka hiçbir şeyle meşgul olmazdım.”
Şöyle denilir: “Gece namazının uzun olması, kıyamette rahatlık sebebidir ve bu namaz, kulun işlediği günahları temizler.”
Denilmiştir ki: “Gece namazları farz namazlardaki eksiklikleri tamamlar.”
Alimler, gündüz namazlarında, rükû ve secdenin fazla olmasını yani, fazla rekat kılmayı, gece namazlarında ise, kıyamın uzatılmasını müstehap görüyorlardı. Bilinmelidir ki, gece namazı bir bakıma Rasulullah (s.a.v) için nafile idi. Çünkü onun, farz namazlarda bir eksikliği yoktu. Bizler için ise farzlarımızı tamamlayıcı olduğundan daha gereklidir. Hz. Peygamber (s.a.v) bir hadislerinde şöyle buyurmuştur
“Kişi akşam yattığında şeytan, başının üzerinde üç düğüm düğümler. O uykusundan uyanıp kalktığında, oturur ve Allah’ı zikrederse birinci düğüm çözülür. Abdest aldığında, ikinci düğüm çözülür. İki rekat namaz kıldığında ise, düğümlerin hepsi çözülür. Böylece sabaha hoş bir halde huzur ve neşe içinde çıkar. Aksi halde tembel ve perişan bir vaziyette sabahlar.”439
Yine bir hadiste şöyle buyrulmuştur:
“Kişi, ibadetlerini yapmadan yatıp uyursa, şeytan onun kulağına bevl eder.”440
Diğer bir hadiste ise şöyle denmektedir:
“Şeytan kişinin burnuna girer, onu yalar ve gözüne sürme çeker. Şöyle ki; burnuna girdiğinde ahlakı kötüleşir. Onu yaladığında, kötü konuşmada aşırı gider. Gözünü sürmelediğinde ise, artık sabaha kadar uyanamaz.”441
Gece ibadetine kalkmak için, şu üç şeye dikkat ederek kalbi kuvvetlendirmek gerekir: Helal yemek, tövbede istikameti korumak, Allah’ın azabının korkusu ile hüzünlenmek yahut ilahi müjdelerin şevki ile ümit içinde olmak.
Kulu, gece ibadetlerinden mahrum bırakan veya onu uzun süre gaflet içinde kalmaya mahkum eden üç sebep vardır. Bunlar şüpheli yiyecekler yemek, devamlı günah işlemek ve dünya endişesinin kalbi iyice kaplamasıdır.
Medine’den Said b. el-Museyyeb ve Safvan b. Süleym.
Mekke’den Fudayl b. I’yaz, Vüheyb b. el-Verd el-Mikyân.
Yemen’den Tâvus ve Vehb b. Münebbih.
Kufe’den Rebî’ b. Heysem, Hakem b. Uyeyne.
Şam’dan Ebu Süleyman Dârânî, Ali b. Bekkar.
İbad’tan Ebu Abdullah el-Havvas, Ebu Asım.
İran’dan Habîb Ebu Muhammed ve Ebu Cabir es-Selmanî,.
Basra’dan Malik b. Dinar, Süleyman et-Teymî, Yezid er-Rekkaşî, Habib b. Ebi Sabit, Yahya el-Bikai ve Kahmes b. el-Minhal.
Kahmes, bir ayda Kuran-ı Kerim’i doksan defa hatmediyor ve anlamadığı ayetleri dönüp tekrar okuyordu.
Medine’li Ebu Hazim Muhammed b. el-Münkedir de bunlardandır. Bu zatların sayılarını çoğaltmak mümkündür. Bunlar bütün geceyi ibadetle geçirenlerin meşhurlarından bazılarıdır.
Mürid, isterse gecenin ilk üçte bir kısmında uyur; ortasında kalkar ve son altıda bir kısmında tekrar uyur. Veya gecenin yarısına kadar uyur, üçte bir kısmını ihya eder ve altıda bir kısmında uyur. Rivayet olunduğuna göre bu, gece kıyamının en faziletlisi olup, Allah’ın Nebisi Davud aleyhisselamın da tercihi idi. Bu konuda iki rivayet vardır. Kul isterse, her iki durumda önce gece ibadetini yapar, vitir namazını sahur vaktine bırakır.
Gecenin yarısında kalkarsa; uykusunu, gecenin ilk ve son kısmına taksim eder. Gecenin üçte birinde kalkarsa; son altıda birinde uyur. Gecenin ilk kısmında ibadete kalkmayı ve uykusu gelinceye kadar devam etmeyi tercih ederse; uykusu geldiğinde uyur. Sonra ne zaman uyanırsa kalkar, ibadet eder; tekrar uykusu bastırdığında yine yatar. Sonra gecenin son kısmında tekrar kalkar. Böylece o kimsenin bir çok defa kalkması ve uyuması söz konusu olur. Bu aslında bir bakıma gece ile yarışmaktır ve amellerin en zor olanlarından olup, Yüce Allah ile huzur hâline ulaşan, kalbi uyanık, ibret ve zikir ehli salihlerin yoludur. Hz. Rasulullah’ın (s.a.v) ahlakı bu idi. Enes b. Malik şöyle demiştir:
“Geceleri Rasulullah’ı (s.a.v) uyurken görmek istersen, görebilirdin. Kendisini gece ibadete kalkmış olarak görmek istersen yine görebilirdin.”429 Hem uyur ve hem de ibadete kalkardı. Bu aynı zamanda İbn Ömer’in ve gece ibadeti konusunda azim sahibi olan sahabilerin yoludur. Tâbiun’dan bir çok kimse de böyle yapardı.
Biz gece içerisinde bir çok defa kalkan ve uykuya yatan insanların varlığını görüyoruz. Bunlar için uyku ve kıyam eşit olur. Bu, ancak kalbi daima manevî uyanıklık halinde ve Allah’tan vahiy almakta olan nebiler için mümkündür. Bu yola ancak, bu yolun azığı olan sebeplerin varlığıyla sülûk etmek mümkündür. Çünkü her yol, kendisine uygun bir azık ve bir hazırlıkla kat edilebilir. O halde kim bir yolu kat etmeyi murat ederse, onunla ilgili azığı almalı ve gerekli gayreti göstermelidir. Gece ibadetine kalkmak için kula destek verecek yardımcı sebeplerden bazıları şunlardır:
Kalbi saran bir düşünce, kalbin kendisiyle sukûn bulduğu bir hüzün veya kalbin kendisiyle diri olduğu manevi bir uyanıklık, melekût alemiyle ilgili tefekkür, az yiyip az içerek mideyi boş bırakmak, gündüz kaylüle uykusuna yatmaktır. Bu arada dünya işleriyle ilgili çalışmalarla vücudunu fazla yormamalıdır. Bunlar gece ibadetine alışıncaya kadar müridin gerçekleştirmek durumunda olduğu riyazet ve tedbirlerdir. Bunları yapınca artık kalbindeki havf ve reca sayesinde uykusundan hemen uyanır ve ibadetini yapar.
Önceki kitaplarda430 Yüce Allah’ın şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: “Benim gerçek kullarım, gece ibadete kalktıklarında horozun ötmesini beklemezler.”431Bunda gece ibadetine ve sahur vaktinden önce kalkmaya, bir de gecenin son kısmında uyumaya bir teşvik vardır. Bunu biz, iki sebepten dolayı müstehab görüyoruz. Birincisi, gecenin son kısmında uyumanın, sabahleyin dinç olmaya vesile olmasıdır. Alimlere göre, sabah vaktinde uyumak iyi değildir. Ancak uyumak durumunda olanlar, sabah namazından sonra uyurlar. İkinci ise, yüzün solgunluğunun ve sararmasının gitmiş olmasıdır. Çünkü, gecenin bir kısmını kaim olarak geçirirse de, gecenin sonunda uyuyan kimsenin yüzünün solgunluğu azalmış, hatta gitmiş olur. Ama bunun aksine gecenin bir kısmında uyusa, sonunu uyanık olarak geçirse, sabah olunca yine uykulu ve yüzü solgun olur. Oysa bu, şöhretin ve gizli şehvetin görünmeyen bir kapısıdır. Ayrıca geceleyin kalktığında ve gecenin sonunda çok su içmemelidir.
Hz. Aîşe şöyle demiştir: “Rasulullah (s.a.v), gecenin sonunda vitir namazı kıldığında gerekirse ailesinden birinin yanına giderdi. Yoksa namaz kıldığı yerde yatar, Bilal-i Habeşi sabah ezanını okumaya gelinceye kadar orada uyurdu.”
Yine Hz. Aîşe: “Rasulullah’ı (s.a.v) seher vaktinin özellikle son kısmında daima uyurken buldum” demiştir.
Diğer bir haberde de şöyle denmektedir: “Nebî (s.a.v), gecenin sonunda vitir namazını kılar, sağ yanı üzerine yatar ve biraz uyurdu. Sonra Bilal-i Habeşi gelir, ezan okur ve beraberce namaza çıkarlardı.”432
Selef, vitir namazından sonraki bu uykuyu, müstehab görürdü. Hatta onlardan bazısı bunun sünnet olduğunu söylerdi.
Ebu Hureyre ve Mervan da onlardandır. Gecenin son kısmında ve son üçte bir kısmında uyumak, müşahede ve huzur ehli için bir ziyadelik sebebidir. Çünkü bu, onlara Melekût alemini açar ve Ceberut aleminden ilimler dinlemelerine vesile olur. Amel ve mücahede ehli için ise, bir sekinettir. Bundan dolayı sabah ve ikindi namazlarının ardından namaz kılmak men edilmiştir. Çünkü amel ehli, gece ve gündüz evradını yaparlar, bu vakitlerde ise, istirahat ederler.
Gecenin son kısmında uyumak, müşahede ve manevi uyanıklık sahibi olanlar için bir ziyadelik vesilesi olurken, sehv ve gaflet ehli için bir noksanlık sebebidir. Çünkü, bu vakitler onların ibadetlerinin sonu olup, istirahata çekilirler. Nitekim, aynı vakitler gaflet ehli ve uykucular için, gaflet ve uyku zamanlarıdır. Bu da, onlar için bir noksanlık sebebidir.
Gece namazını bir çok rekat olarak kılanlar, aralarını tesbihle ayırmalıdır. Selam verdiğinde yüz defa tesbih getirir ki; bu onun için bir dinlenme ve tekrar namaz kılmaya yardımcı olur. Bu durum, şu ayetin manası içinde yer almaktadır:
“Gecenin bir bölümünde ve secdelerinin ardında onu tesbih et.”433
Burada “secdenin ardından” maksat, namazın ardından tesbih et, demektir. Bu tefsir, ayeti mensub (üstün) okuyan alimlerin kıratına göredir.
Eğer daha fazla ibadet etmek istiyorsa, gecenin ilk kısmında olan iki virdini yapar. Bunlardan biri akşamla yatsı arasında, diğeri de insanların yatmasından önceki virdleridir. Bu virdler, bazı alimlere göre, gündüzü oruçla geçirmekten daha faziletlidir. Sonra dördüncü virdi, olan iki fecr arasındaki virdini yapar. Bu ise, gecenin son üçte birinin ilk kısmında yapılır. Beşinci virdini seher vaktinin sonunda, ikinci fecrin doğmasından önce yapar. Bu zaman, özellikle Kur’an okumaya ve istiğfar getirmeye daha uygundur. Özellikle namaz kılmaya alışmış değilse, bu vakitleri kıraat ve istiğfarla ihya eder.
Nakledilen bir habere göre, Muaz, Ebu Musa’ya: “Gece kıyamını nasıl yapıyorsun” diye sordu. O da: “Geceyi bütünüyle ibadetle geçiriyor ve hiç uyumuyorum, Kur’an kıraatına üstünlük veriyorum.” dedi. Bunun üzerine Muaz: “Fakat ben geceyi hesap ederek yaklaşık eşit bir şekilde uyuyor ve kalkıp ibadet ediyorum” dedi. Bu durum, Rasulullah’a anlatıldı. Efendimiz (s.a.v) Ebu Musa’ya:
“Muaz, senden daha fakihtir, işin gerçeğini daha iyi kavramıştır.” buyurdu.
Onlardan bazıları, uyku bastırıncaya kadar uyumazdı. Seleften biri şöyle demiştir: “Bu, benim ilk uykumdur. Eğer bir defa uyanır da tekrar uykuya dönersem Allah beni uyutmasın.”
Fezâre eş-Şamî’ye ebdalin evsafından soruldu. Onları tanıyan Fezâre şu karşılığı verdi: “Onların yemesi, sadece ihtiyaç halinde, uykuları uykunun galib gelmesi durumunda olur. konuşmaları zaruret miktarıncadır. Susmaları hikmetledir, ilimleri ilahi kudretledir.”
Bir başkasına da, bize Yüce Allah’tan korkan havf ehlinin sıfatlarını anlat denince, şöyle anlatmıştır: “Onların yemeleri hastanın yemesi, uyumaları ise suda boğulan kimsenin uyuması gibi az idi.”
Kul, gecenin beşte birini veya altıda birini ayakta ibadetle geçirmeyi terk etmemelidir. Bu da uzunluğu veya kısalığına göre, bir veya iki vird demektir.
Geceyi, zikirlerden herhangi bir çeşitle ihya eden kimse, gece ehli arasına dahil olur ve onlarla beraber onun da bir nasibi vardır. Kim gecenin bir kısmını veya yarısını ihya ederse; gecenin bütününü ihya etmiş gibi sevap kazanır.
Geceleyin yirmi rekat namaz kılıp, ardından vitir namazını kılan kimseye Allah, gecenin tümünü ihya etmiş gibi, sevap verir. Rasulullah (s.a.v), gecenin yarısında kalkar, ibadet ederdi. Bazen gecenin üçte birini, bazen da üçte ikisini ibadetle geçirirdi. Gece ibadetiyle ilgili malumat Müzzemmil sûresindeki ilk iki ayette yer almaktadır. Rasulullah (s.a.v), gecenin yarısı ile, altıda birinin yarısını ibadetle geçirirdi. Bazen gecenin dörtte birini, bazen altıda birini ibadetle geçirirdi. Bu da, bahsi geçen sûrenin son iki ayetinde zikredilmektedir.
Bu dediğimiz, ayeti “nısfıhı”, “sülüsihi” şeklinde kesre ile okuyan kıraata göredir. Ayetteki aynı kelimeleri mensup okuyan kıraata göre ise, gecenin yarısı ile altıda birinin yarısını, bazen da sadece yarısını ibadetle geçirirdi. Gecenin sadece üçte birini ibadetle geçirdiği de olurdu. Biz bunu, ilk ayetin tefsirinde zikrettik.
Rasulullah’a (s.a.v) gece namazı farz idi. Sûrenin birinci ayetinde yüce Allah, ona gece kalkmayı emretmektedir. Diğerinde ise, onun ne şekilde kalktığını haber vermektedir. Buna göre, haber verdiği şey, onun devam etmekte olduğunu en güzel şeklidir. Yüce Allah, Peygamberine (s.a.v) şu emri vermiştir:
“Birazı hariç, geceleri kalk namaz kıl. Gecenin yarısını ibadetle geçir. Veya bu miktarı biraz azalt ya da çoğalt.”434
Burada görüldüğü gibi, Yüce Allah: “Gece kalk namaz kıl” buyurmuştur. Sonra bundan az bir kısmını istisna ederek: “azı hariç” buyurmuştur. Peşinden gelen ayette şu açıklamayı getirdi:
“Duruma göre gecenin yarısında, veya bundan biraz daha azında veya fazlasında ibadet etmen de yeterlidir.”
Yüce Allah en iyisini bilir, bu ayetin manası şu olsa gerek: İbadetini gecenin altıda birinin veya üçte birinin yarısı kadar azalt” Çünkü, Arapça’da noksan denilince anlaşılan en az miktar, bu ikisi kadardır. Sonra yüce Allah, “veya onu çoğalt” buyurdu. Yani gecenin yarısına ilavede bulun. Burada sanki, altıda birinin yarısını ona geri vermiştir. Çünkü Yüce Allah, diğer ayette onun gecenin üçte ikisinin daha azını kıyam halinde geçirdiğini haber vererek şöyle buyurmuştur:
“Resulüm, senin gecenin üçte ikisine yakın kısmını, bazen yarısını bazen de üçte birini yatmadan ibadetle geçirdiğini Rabbin bilmektedir.”435
Bu da, yarısı ve altıda birinin yarısı demek olur. Nitekim Arapça’da noksanlaştırma deyince anlaşılacak en az budur. Sonra: “Allah senin gecenin yarısında ve üçte birinde kalkıp ibadet ettiğini bilmektedir.” buyurdu. Bu haberler, ayetteki ilgili yerleri kesre ile okuyan kıraata daha uygun düşmektedir. Çünkü buna göre, bu miktar gecenin dörtte veya üçte biri demektir. Veya üçte birinden daha az, yani altıda biri veya altıda birinin yarısı demek olur. Bu hususta Hz. Aişe şu rivayette bulunmaktadır: “Rasulullah (s.a.v) sabaha yakın horoz ötüşünü işittiğinde kalkar ibadet yapardı.”436 Bu Efendimiz’in (s.a.v), sadece seher vaktinde olan ibadetiydi. Bunun da gecenin altıda biri veya bunun yarısı olduğu anlaşılmaktadır. Bunda, gece ibadete kalkanlar için bir genişlik ve ruhsat vardır. Biz diyoruz ki, bu yaklaşık bir ifadedir, sayı ve sınır bildirmez. Şüphesiz en iyisini Allah bilir.
Bizim tercih ettiğimiz kıraat, nasb (üstün okunan) kıraatıdır. Çünkü bu durumda, gece ibadetinin daha fazla yapılması ve Rasulullah’tan gelen emre uygunluk söz konusudur. Nitekim, bir hadiste şöyle rivayet edilmiştir:
“Bir koyun sağılabilecek kadar bir süre olsa bile gece kalk namaz kıl.”437 Bu da dört veya iki rekat demektir.
Ebu Süleyman şöyle dedi: “Kim gündüzünü ibadetle geçirirse, bu gecesi için yeterli olur.” Yine şöyle derdi: “Gece ehli, üç sınıfa ayrılır: Bir kısmı Kur’an kıraat eder, okuduğunu tefekkür eder ve ağlar. Bir kısmı da okuduğunu tefekkür eder, şaşar kalır anlayamaz ve bağıramaz. Ona dedim ki, bunlar niçin çığlık atarlar niçin şaşkınlığa düşenler? Şu karşılığı verdi: “Bunu açıklamaya gücüm yetmez.”
Bir adam, Hasan-ı Basrî’ye gelerek: “Ey Eba Said! Ben yattığımda gece ibadete kalkmayı istiyorum. Abdest suyumu da yanımda hazır bulunduruyorum. Ama kalkamıyorum. Bunun sebebi nedir?” dedim. O, şu cevabı verdi: “Ey kardeşimin oğlu, günahların seni bağlamaktadır.”
Hasan-ı Basrî, bir defasında çarşıya girdi. Oradaki insanların bağırmalarını ve boş konuşmalarını duyunca şöyle dedi: “Bu kimselerin gecelerinin kötü geçtiğini sanıyorum. Çünkü onlar kaylule uykusunu ihmal ediyorlar.”
Seleften biri şöyle demiştir: “Hesabı kötü olan bir tüccar, nasıl başarılı olabilir? O, gündüzleri boş işlerle geceleri de uykuyla meşgul oluyor.”
Sufyan-i Sevrî şöyle dedi: “İşlediğim bir günahtan dolayı, beş ay gece ibadetinden mahrum kaldım.” Kendisine, işlediğin bu günah nedir? diye sorulduğunda, şu cevabı verid: “Ağlayan bir adamı görmüştüm. İçimden: “Bu adam,gösteriş yapıyor!” dedim.
Seleften biri anlatır: Kürz b. Vebre’nin yanına girdim, ağlıyordu. Ona: “Neyin var? Akrabandan birinin vefat ettiği haberini mi aldın?” dedim. “Daha büyük” dedi. “Peki nedir?” diye sordum. Şu karşılığı verdi: “Kalbimin kapısı kapandı, üzerine perde çekildi. Çünkü geçen gece, cüzümü okuyamadım. Bu da ancak işlediğim bir günahtan dolayı başıma geldi.”
Muhammed b. Şebâne şunu nakleder: “Bağdat’ta hâli gizli güvenilir alimlerden biri şöyle diyordu: “İbn Safî el-Bakkal’ı Dinever’de dinledim. Şöyle diyordu: Dinever şehrinde iki hapishane vardı. Ben, otuz küsür yıl bunların kapısı önünde durup, bekçiler tarafından yakalanıp getirilen her kişiye: Yatsı namazını cemaatle kıldın mı? diye sordum. Hepsinin cevabı: “Hayır kılmadım!” oldu.”
Ebu Süleyman şöyle dedi: “Bir kimse, bir vakit cemaatla namaz kılmaktan mahrum kalırsa, şüphesiz bu, işlediği bir günah sebebiyledir.” Yine o şöyle demiştir: “İhtilam olmak bir çeşit cezadır. Cünüplük, uzaklaşma sebebidir. Çünkü o, cünüp olmakla namazdan ve Kur’an tilavetinden uzak kalır. Halbuki bunlar, Cenab-ı Hakk’a yaklaştıran birer ibadettir.” Cünüb, kelimesinin, uzaklaşma anlamında olduğu şu ayette de görülmektedir:
“Onlar farkına varmadan uzaktan kardeşini gözetledi.”438
Hasan-ı Basrî şöyle diyordu: “Kul, işlediği günah sebebiyle geceleri namaz kılmaktan, gündüzleri de oruç tutmaktan mahrum kalır.”
Alimlerden biri şöyle demiştir: “Ey insan, oruç tuttuğunda kimin yanında ve ne ile iftar ettiğine dikkat et. Çünkü yediği şeye göre, kulun kalbi ve düşüncesi değişir, önceki güzel haline bir daha dönemez.”
Bir diğeri şöyle demiştir: “Nice yiyecekler vardır ki, sahibini gece ibadetinden engeller. Nice bakışlar vardır ki, Kuran okumaktan alıkoyar. Kul bir şey yer veya bir iş yapar da, bunlardan dolayı bir sene boyunca gece ibadeti yapmaktan mahrum bırakılır. Güzel bir inceleme ve araştırma ile neyin güzel halleri artırıcı ve neyin de noksanlaştırıcı olduğunu bilebilirsin. Sen ancak işlediğin günahları azaltarak kayıplarını görebilir, onların ne olduğunu anlayabilirsin.”
Fudayl şöyle diyordu: “İşin başında şu anda anladığım gibi Kur’an’ı anlamış ve gece namazlarının tadını almış olsaydım, asla hiçbir hadisi şerif yazmaz ve Kur’an’dan başka hiçbir şeyle meşgul olmazdım.”
Şöyle denilir: “Gece namazının uzun olması, kıyamette rahatlık sebebidir ve bu namaz, kulun işlediği günahları temizler.”
Denilmiştir ki: “Gece namazları farz namazlardaki eksiklikleri tamamlar.”
Alimler, gündüz namazlarında, rükû ve secdenin fazla olmasını yani, fazla rekat kılmayı, gece namazlarında ise, kıyamın uzatılmasını müstehap görüyorlardı. Bilinmelidir ki, gece namazı bir bakıma Rasulullah (s.a.v) için nafile idi. Çünkü onun, farz namazlarda bir eksikliği yoktu. Bizler için ise farzlarımızı tamamlayıcı olduğundan daha gereklidir. Hz. Peygamber (s.a.v) bir hadislerinde şöyle buyurmuştur
“Kişi akşam yattığında şeytan, başının üzerinde üç düğüm düğümler. O uykusundan uyanıp kalktığında, oturur ve Allah’ı zikrederse birinci düğüm çözülür. Abdest aldığında, ikinci düğüm çözülür. İki rekat namaz kıldığında ise, düğümlerin hepsi çözülür. Böylece sabaha hoş bir halde huzur ve neşe içinde çıkar. Aksi halde tembel ve perişan bir vaziyette sabahlar.”439
Yine bir hadiste şöyle buyrulmuştur:
“Kişi, ibadetlerini yapmadan yatıp uyursa, şeytan onun kulağına bevl eder.”440
Diğer bir hadiste ise şöyle denmektedir:
“Şeytan kişinin burnuna girer, onu yalar ve gözüne sürme çeker. Şöyle ki; burnuna girdiğinde ahlakı kötüleşir. Onu yaladığında, kötü konuşmada aşırı gider. Gözünü sürmelediğinde ise, artık sabaha kadar uyanamaz.”441
Gece ibadetine kalkmak için, şu üç şeye dikkat ederek kalbi kuvvetlendirmek gerekir: Helal yemek, tövbede istikameti korumak, Allah’ın azabının korkusu ile hüzünlenmek yahut ilahi müjdelerin şevki ile ümit içinde olmak.
Kulu, gece ibadetlerinden mahrum bırakan veya onu uzun süre gaflet içinde kalmaya mahkum eden üç sebep vardır. Bunlar şüpheli yiyecekler yemek, devamlı günah işlemek ve dünya endişesinin kalbi iyice kaplamasıdır.

0 yorum yazılmıştır